And Kedisi (Leopardus jacobitus ya da Oreailurus jacobita), kedigiller familyasından Güney Amerika’ya özgü bir tür. And kedisi, Güney Amerika’nın görece zor geçiş imkanı veren And bölgelerinde yaşar. Bu yüzden hakkındaki bilimsel veriler halen daha tam belli değildir. Örneğin türün ilk film kayıtları, henüz 2000′den sonraki yıllarda Christian Baumeister tarafından oluşturulmuştur.
Özellikleri
And kedisi, aynı bölgede yaşayan pampa kedisine oldukça benzer. Tam olarak farklılıkları henüz kesinleşmemiştir. Müzelerde inceleme objesi olarak çok az sayıda örnek mevcut olduğundan, bilimsel çalışmalar halen yürütülmektedir.
Gövde boyu yaklaşık 70-75 cm, kuyruk uzunluğu 45 cm’dir. Ağırlığı 4-7 kg gelir. Kürkü uzun kıllı (soğuktan korumalı), ana renk tonu boz-kahve olup siyah lekeler bulunur. Kuyruğunda halka şeritler vardır. Okumaya devam edin ‘And Kedisi (Leopardus jacobitus yada Oreailurus jacobita)’
Radyoaktiflik: Bazı elementler dışarıdan müdahale olmadığı halde gözle görünemeyen bir ışınım yaparlar, bu tür elementlere “radyoaktif element” ışınım yayma olayına ise “radyoaktiflik” (doğal radyoaktiflik) denir. Nötron ve proton sayıları birbirine eşit olmayan elementlere karasız elementler denir, kararsız elementler kararlı hale geçebilmek için ışınım yaparlar ve bu yüzden radyoaktiftirler, ayrıca atom numarası 83′den büyük olan tüm elementler radyoaktiftir.
Güney Kutbu çevresinde, 13.5 -14 milyon km2, yüzölçümünde buzlarla kaplı bir kara parçası. Ortalama yüksekliği 2.200 metredir. Antarktika’yı geniş okyanuslar çevreler ve onu öteki kara parçalarından ayırır. Bu bölgeye en fazla sokulan kıt’a Güney Amerika’dır. İki kıta arasında bazı takımadalar bulunur.
Akraba evliliği, olgusu, tıp bilimlerindeki çalışmaların ilerlemesiyle birlikte, toplumun gündeminde daha çok ilgilenilen bir konudur. Akraba evliliği, aslında, kökleri tarihte olan olgu olduğu için kültürel hayattaki görünümleri dilde, edebiyatta, halk biliminde oldukça yaygındır. Beşerî bilimlerin konuları, yapıları nedeniyle, diğer bilimlerin ve teknolojilerin konularıyla ortak alanlar oluşturabilmekte, yeni disiplinler ortaya çıkmaktadır. Akraba evliliği bağlamında da durum böyle bir görünüm sergilemekte, tıp sosyolojisi, tıp antropolojisi gibi alanlar şekillenmektedir. Tıp bilimleri, akraba evliliğinin sakıncalarına deyinse de, Türkiye’de ve diğer bazı kültürlerde akraba evliliğinin uzunca bir süre daha geçerli olacağını hesaba katmak gerekir.

İnsanlarda;
Bilim insanlarının geleceğin enerji kaynağı olarak gördükleri lazer füzyonunun laboratuvar denemelerinde, lazer ışının üzerine düştüğü materyalin sıcaklığını 10 milyon santigrat dereceye ulaştırdı. Bu, Güneş’in sıcaklığının yaklaşık 10 katına eşdeğer.



Aynaya baktığınızda ne görürsünüz? Birbirinin hemen hemen aynısı iki kulak, iki göz, iki kol ve iki bacakÉ Görüntümüz baştan sona çarpıcı bir simetriyi yansıtır; sağ tarafımız sol tarafımızın yansımasıdır. Ama bu yalnızca görünüşte! Çünkü vücudumuzun içinde her şey çok farklı.
Kromozomlar, çok düzenli olarak, kendi üstüne sarmallanmış devasa DNA molekülleridir. Bu moleküllerin dizilmesindeki en ufak bir hata, hücrelerin bölünmesini engelleyebiliyor. 46 kromozoma dağılmış olan DNA’nın iki omurgasını oluşturan 3 milyar 200 milyon baz var. Her gen ,yaşamın olmazsa olmaz işlevlerini yerine getirmek üzere, hücrelere gerekli komutları veren 10-20 bin bazdan oluşuyor. DNA şeridinin büyük kısmı çöp DNA olarak değerlendiriliyor. Bu iş görmeyen bu kısım,genleri bir bobin gibi sarmallayarak, onların DNA kopyalaması sırasında kırılmaları önlemektedirler.İnsanlığın geleceğinin yazılı bulunduğu kromozomlar bizlerin kimlik kartlarını olusturur.Her bir kromozonun üzerinde hangi gen setlerinin bulunduğu ve işlevleri üzerindeki çalışmalar yeni yeni bilgiler vermekte.İnsanın hangi hastalıklara yakalanabileceği,ne kadar uzun yaşayacağı,zeka kapasi,korkaklık,saldırganlık gibi tüm özelliklerin belirlendiği emir kipleridir kromozomlar.Aşağıda bu kromozomlarda meydana gelebilecek bozuklukların yol açabileceği bazı hastalıklar ve kromozomun etkileri belirtiliyor.

Jüpiter’de meydana gelen atmosfer haraketleri, yeni ve 3. bir “kırmızı leke” oluşturdu.
Avustralyalı ve ABD’li bilim adamları ilk kez soyu tükenmiş bir tür olan Tazmanya kaplanının (thylacine) DNA’sını, yaşayan bir organizma olan fare embriyosunda kullandı.















