'İnsan' kategorisi için arşiv

10
Jun
08

Akraba evliliği ve sakıncaları

Akraba evliliği, olgusu, tıp bilimlerindeki çalışmaların ilerlemesiyle birlikte, toplumun gündeminde daha çok ilgilenilen bir konudur. Akraba evliliği, aslında, kökleri tarihte olan olgu olduğu için kültürel hayattaki görünümleri dilde, edebiyatta, halk biliminde oldukça yaygındır. Beşerî bilimlerin konuları, yapıları nedeniyle, diğer bilimlerin ve teknolojilerin konularıyla ortak alanlar oluşturabilmekte, yeni disiplinler ortaya çıkmaktadır. Akraba evliliği bağlamında da durum böyle bir görünüm sergilemekte, tıp sosyolojisi, tıp antropolojisi gibi alanlar şekillenmektedir. Tıp bilimleri, akraba evliliğinin sakıncalarına deyinse de, Türkiye’de ve diğer bazı kültürlerde akraba evliliğinin uzunca bir süre daha geçerli olacağını hesaba katmak gerekir.

Akraba evliliği doğrudan “akraba”, “aile” olguları ile ilgilidir, bu konulardaki tanımlar, yaklaşım biçimleri dil dünyası zenginliği ile bilimsel akıl yürütmelere ve açıklamalara olanak vermektir. Bu yazıda akraba evliliği ile ilgili belli başlı kavramlara, tıp sosyolojisi için çağrıştırdıklarına deyinilecek ve okuyucu için küçük bir kaynakça verilecektir. Okumaya devam edin ‘Akraba evliliği ve sakıncaları’

05
Jun
08

Destek ve hareket sistemi

İnsanlarda;

Hayvanlarda olduğu gibi, insanda da vücuda biçim veren, iç organları koruyan, vücudun dik durmasını ve aktif hareket etmesini sağlayan sistem vardır. Bu sisteme destek ve hareket sistemi denir. İskelet ve kaslardan oluştuğu için iskelet ve kas sistemi de denir. Canlıların hareketini sinir sistemi ve endokrin sistem düzenler ve denetler.
Hareketler kas, kemik, ve eklemin birlikte çalışmasıyla gerçekleşir. İnsanda, destek ve hareket sistemi elemanı olan kemik doku, iskelet adını alır.

A.İNSANDA İSKELET
İnsanda iskelet sistemi, vücudun çatısını oluşturur. İskelet sistemi hareketi sağlamanın dışında iç or¬ganları koruma, kas ve iç organlara bağlanma yüzeyi oluşturma görevi de yapar. İskeleti oluşturan kemikler kalsiyum deposu olarak iş görür. Aynı zamanda kemiklerde kan hücreleri de meydana gelir.
İskelet, anne karnında sekizinci haftaya kadar kıkırdaktır, daha sonra kemikleşme başlar. Doğum¬dan sonra kemik gelişimim kalıtsal, bünyesel ve çevresel faktörler etkiler.
Kemik Yapısı ve Çeşitleri
İnsan iskeletin! oluşturan kemikler, şekillerine göre dört grupta incelenir;

1.Uzun Kemikler: Kol ve bacaklarda bulunur. İki ucu şişkin silindirik kemiklerdir. Kemiğin boyuna uzamasını baş kısmı ile gövdesi arasında bulunan kıkırdak doku sağlar. Bir süre sonra kemikleşir. Bundan sonra kemiğin uzaması eklem kıkırdağı tarafından devam ettirilir. En dışta enine büyümeyi ve onarılmayı sağlayan kemik zarı (periost) vardır. Baş kısmında dışta ince tabaka halinde sıkı kemik dokusu ortada süngerimsi kemik doku bulunur. Gövde kısmı tamamen sıkı kemik dokudan yapılmıştır. Ortadaki boşluğu sarı kemik iliği doldurur. Süngerimsi kemik dokuda ise kırmızı kemik iliği bulunur. Okumaya devam edin ‘Destek ve hareket sistemi’

30
May
08

Kalbimiz neden soldadır?

Aynaya baktığınızda ne görürsünüz? Birbirinin hemen hemen aynısı iki kulak, iki göz, iki kol ve iki bacakÉ Görüntümüz baştan sona çarpıcı bir simetriyi yansıtır; sağ tarafımız sol tarafımızın yansımasıdır. Ama bu yalnızca görünüşte! Çünkü vücudumuzun içinde her şey çok farklı.

Ama bu yalnızca görünüşte! Çünkü vücudumuzun içinde her şey çok farklı: Kalp, dalak ve pankreas solda, safra kesesi ve karaciğer sağda…

Hatta akciğer gibi çift organlar da sağ ile sol arasında morfolojik farklılıklar sergilerler: Sağ akciğer için üç lob ve sol için de iki lob. Bağırsak da sürekli aynı yönde dolandığından yanaldır.

Peki nasıl oluyor da, başlangıçta bütünüyle simetrik olan embriyon sağı soldan ayırıp organlarını yanlamasına dizebiliyor?

Bilim adamları uzun zamandır bu sırrı çözmeye çalışıyorlardı. Ve nihayet amaçlarına ulaştılar. Son yıllarda, bu organizasyonun, embriyonun birkaç hücresinin yüzeyindeki küçük kirpikler tarafından gerçekleştirilen rotasyon hareketlerinin sonucu olduğunu belirlediler. Okumaya devam edin ‘Kalbimiz neden soldadır?’

30
May
08

Kromozomlar

Kromozomlar, çok düzenli olarak, kendi üstüne sarmallanmış devasa DNA molekülleridir. Bu moleküllerin dizilmesindeki en ufak bir hata, hücrelerin bölünmesini engelleyebiliyor. 46 kromozoma dağılmış olan DNA’nın iki omurgasını oluşturan 3 milyar 200 milyon baz var. Her gen ,yaşamın olmazsa olmaz işlevlerini yerine getirmek üzere, hücrelere gerekli komutları veren 10-20 bin bazdan oluşuyor. DNA şeridinin büyük kısmı çöp DNA olarak değerlendiriliyor. Bu iş görmeyen bu kısım,genleri bir bobin gibi sarmallayarak, onların DNA kopyalaması sırasında kırılmaları önlemektedirler.İnsanlığın geleceğinin yazılı bulunduğu kromozomlar bizlerin kimlik kartlarını olusturur.Her bir kromozonun üzerinde hangi gen setlerinin bulunduğu ve işlevleri üzerindeki çalışmalar yeni yeni bilgiler vermekte.İnsanın hangi hastalıklara yakalanabileceği,ne kadar uzun yaşayacağı,zeka kapasi,korkaklık,saldırganlık gibi tüm özelliklerin belirlendiği emir kipleridir kromozomlar.Aşağıda bu kromozomlarda meydana gelebilecek bozuklukların yol açabileceği bazı hastalıklar ve kromozomun etkileri belirtiliyor.

1.Kromozom: En büyük kromozom…Alzheimer hastalığı,prostat kanserine eğilim,baskın sağırlık,doğuştan katarak,Rh faktörü,akciğer kanserine yatkınlık Okumaya devam edin ‘Kromozomlar’

26
May
08

Hipertansiyon Nedir ?

Hipertansiyon basit olarak yüksek kan basıncı demektir. Kan basıncı ya da daha doğru söylemek gerekirse kanı kalpten dokulara taşıyan damarların kan basıncı, hastaya ait özellikler (yaş, cinsiyet, ırk gibi) ve fiziksel durumdan (istirahat, efor gibi) etkilenen bir parametredir. Bu nedenle de normal kan basıncı değerlerini belirlemek gerçekte oldukça güçtür.

Bugün kabul edilen kan basıncı değeri istirahat halindeki normal bir yetişkinde 120/80 mmHg’dır(milimetre civa). Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli ya da heyacanlıyken yüksektir. Genellikle de normalin üst sınırı olarak kabul edilen değer 140/90 mmHg’dır (milimetre civa). Kanı kalpten dokulara taşıyan damar kan basıncı devamlı olarak 140/90 mmHg üzerinde seyrediyorsa hipertansiyondan bahsedilir.

Kan basıncı aynı birey içinde ve bireyler arsında farklılık gösterir. Bu nedenle bireyin kan basıncı (kan basıncının sfigmomanometre ile ayrı ayrı zamanlarda en az 3 kez ölçülmesi) yapılıp ortalaması alınarak belirlenmelidir.

Hipertansiyon kalp hastalıkları için ana bir risk faktörüdür. Eğer tedavi edilmezse beyin dolaşımı, kalp, damar ve böbrek hastalıkları için ciddi hastalık ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Bir kez teşhis yapılıp tedavi başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve kalp dolaşım sistemindeki hastalık riski azaltılabilir.

Hipertansiyonun Yaygınlığı Nedir? Okumaya devam edin ‘Hipertansiyon Nedir ?’

22
May
08

Kahkahanı say, ne kadar samimi olduğunu gör

Japon profesör, kişilerin gülerken samimi mi, alaycı mı olduğunu anlamak amacıyla “kahkahaölçer” geliştirdi. 1 saniyedeki kahkaha sayısı ne kadar çoksa, kişi o kadar samimi kabul ediliyor.

önüllülerin vücuduna başta karın çevresine olmak üzere bazı alıcılar yerleştiren Yoci Kimura, böylece diyafram ve kasların hareketini, kahkaha anında vücudun verdiği elektrik sinyallerini ölçtü.

Kansai Üniversitesi’nde görevli Kimura, makine sayesinde kişinin zorla mı yoksa içinden gelerek mi, hatta bunun alaycı mı edepsiz bir gülüş mü olduğunun anlaşılabileceğini belirtti. Okumaya devam edin ‘Kahkahanı say, ne kadar samimi olduğunu gör’

20
May
08

1 SMS 5 YTL, 1923′e boş mesaj at, sen de bir fidan dik !

Yeşil Bir Türkiye İçin
Ağaçlandırma Seferberliğine
Sen de Katıl..


 

Ağaçlandırma Seferberliği Başladı!..
Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberliği yurt genelinde başlatıldı. Eylem planı kapsamında 5 yılda 2 milyon 300 hektarlık alanda erozyon kontrolü, ağaçlandırma ve ormanların iyileştirilmesi çalışmaları (rehabilitasyon) yürütülecektir.

 

Kampanyaya destek verecekler için;

SMS: 1923 (Tüm Operatörler için 1 SMS 1 Fidan: 5 YTL)

Hesap No: T.C. Ziraat Bankası, 1923

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı

19
May
08

Kan Yapımı (Hematopoez)

Yaşam süreleri hayli kısa olan kan hücrelerinin hematopoetik organlardan sürekli üretilmeleri gerekir. Embriyogenezin erken dönemlerinde vitellüs kesesinin mezoderminden üretilen kan hücreleri, daha sonraki dönemde karaciğer ve dalaktan, fetal dönemin sonunda ise kemik iliğinden üretilir.

Kök hücreler bir daha geri dönüşümü olmayacak şekilde farklılaşabilme yeteneğine sahip hücrelerdir. Tüm kan hücreleri kemik iliğindeki tek bir hücreden gelişmiştir. Bunlara pluripotent kök hücreler denir. Bunlar lenfoid ve myeloid hücreleri oluştururlar. Myeloid hücreler kemik iliğinde gelişerek eritrosit, granülosit, monosit ve megakaryosit oluştururken; lenfoid hücreler dalak ve timusa göç ederek lenfositleri oluşturur.

Progenitör hücreler bölünerek hem yeni progenitör hücreleri, hem de öncül hücreleri oluştururlar. Öncül hücreler sadece tek tip hücreye farklılaşabilirler.

Hematopoezin olabilmesi için, uygun mikroçevre ve büyüme faktörleri gerekir. Eğer farklılaşmamış hücrelerin çoğalması uyarılır ya da baskılanırsa hematopoetik hücreler aşırı artar ya da azalır. Bu da hematopoetik hastalıklara yol açar. Okumaya devam edin ‘Kan Yapımı (Hematopoez)’

17
May
08

Gökyüzündeki yıldızların yüzde 5’ini görüyoruz

TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG) Müdürü Prof. Dr. Zeki Eker, tarihte insanların yaşamlarını yıldızlara göre düzenlediklerini, Suudi Arabistan gibi çöl ülkelerinde yolculukların geceleri yıldızlara bakılarak yapıldığını anlattı.

İnsanların bu dönemde yıldızlara isimler verdiklerini, haftanın günlerine verilen isimlerin de yıldızlardan geldiğini belirten Prof. Dr. Eker, şöyle konuştu:
“Gökyüzünde takım yıldızları arasında hareket eden gök cisimleri var. Güneş, Ay, Mars, Merkür, Venüs, Jüpiter gibi. İnsanlar gökyüzünde gördükleri hareketli cisimlerin yıldızlardan farklı olduğunu anlamışlar ve onları tanrı olarak isimlendirmişler. Mars’a savaş, Venüs’e güzellik tanrısı demişler. Bütün tanrılara gün vermişler. Bu izler günümüzde de hala var. İngilizce’de Wednesday, Venüs günü, Saturday, Satürn günü demek.” Okumaya devam edin ‘Gökyüzündeki yıldızların yüzde 5’ini görüyoruz’

16
May
08

Biyolojik Saatler ve Ritimler

Canlıların bir çok biyolojik faaliyetlerinde belli bir ritmin gözlendiği çok eski zamanlarda farkedilmiştir. Ne var ki, biyolojik ritimlerin başlı başına bir bilim dalı olması ancak ondokuzuncu yüzyılın sonlarına rastlar. Bu gün bildiğimiz anlamda, biyolojik ritimleri ve onları yöneten etkenleri araştıran blim dalı Kronobiyoloji olarak bilinir.

Kronobiyoloji, biyolojik ritimlerle ilgilenir. Ritim genel olarak, periyod, sıklık, büyüklük ve faz gibi özellikler gösteren, tekrarlayıcı karakterdeki olaylar olarak tanımlanabilir. Ritimlerin bu özelliklerinin kısa tanımları ise şu şekilde yapılabilir:

  • PERİYOD: Ritmin bir döngüsü için geçen zaman.

  • SIKLIK (Frequency): Birim zamanda tekrarlayan döngü sayısı.

  • GENLİK (Amplitude): Ortalama değerden sapma miktarı.

  • EVRE (Phase): Ritmin kendine has özellikler gösteren kısmı (başlama, bitiş evreleri gibi) Okumaya devam edin ‘Biyolojik Saatler ve Ritimler’

16
May
08

Kağıt

İnsanoğlu her zaman düşüncelerini aktarmanın ve kaydetmenin yollarını ve bunları nasıl daha ileriye götüreceğini araştırmıştır.Bunların ilk örnekleri balmumundan yapılmış levhalar , yapraklar ,bronz, ipek ve kil tabletleridir.Çok miktarda bilginin kaydedilmesi ve ucuza elden ele dolaşması kağıdın buluşuna kadar mümkün olmamıştır.

M.Ö.4000 : Eski Mısırlılar bizim bildiğimiz şekliyle kağıt benzeri ilk maddeyi bulmuşlardır.Papirüs denen bir madde dokunarak hasır haline getirilmiş saz kamışlarının dövülerek sert ve ince bir sayfa haline getirilmesiyle oluşmuştur.İngilizce haliyle kağıt demek olan “ paper “ kelimesi de “ papyrus “

Olan günümüze gelmiş bir kelimedir.Tarihte daha sonraki zamanlarda eski Yunanlılar aynı amaçla hayvan derisinden yapılan parşömen cinsi bir madde kullanmışlardır.

M.S.105 : Bildiğimiz haliyle kağıt Çinli bir askeri mahkeme memuru olan Ts’ai Lun tarafından bulunmuştur. İnanışa göre Ts’ai , dut kütüğünü , karışımı ve ufak bez parçalarını suyla karıştırmış bu karışımı ezerek bir kağıt hamuru haline getirmiş , suyunu çıkararak incelttiği karışımı güneşte kurumaya bırakmıştır.Böylelikle kağıt doğmuş olup , bu mütevazi karışım insanoğlunun en harika iletişim inkılaplarından birini oluşturmuştur.Böylelikle Çin ‘de edebiyat ve sanat adeta parlamıştır. Okumaya devam edin ‘Kağıt’

16
May
08

Beynimizin yüzde kaçını kullanıyoruz ?

Beynimiz yaklaşık 10-12 milyar arası nöron (sinir hücresi) içerir. Ancak bilindiği üzere beynimizin çok düşük bir yüzdesini kullanırız. Bunun nedeni aslında sinir hücrelerinin (yani bilgi depolayan nöronların) kendi kendilerini yenileyebilme özelliklerini yitirmiş olmalarıdır. Eğer sini hücresine sentrozom ya da sentrozomun görevini görebilecek enzim nakledilirse kendi kendilerini yenileyebilme özelliklerini kazanabilirler mi? Eğer bu mümkünse, beynimizin daha fazla bölümünü kullanabilir miyiz? (Cansın Kalın)

Beynimizin Yalnızca % 10’unu Kullandığımız Söylencesi
Öncelikle sorunuzun başında belirttiğiniz varsayıma göz atalım isterseniz: “Beynimizin çok düşük bir yüzdesini kullanırız.” Yaklaşık bir asır önce ortaya atılan bu iddianın kaynağı bazı bilim insanlarının söylem ve bulgularının yanlış yorumlanıp çarpıtılmasına dayanıyor. Bugün, sinir bilim ve beyin görüntüleme tekniklerindeki gelişmeler öyle gösteriyor ki, beynimizdeki tüm sinirler çeşitli eylemler sırasında aktive oluyor. Daha açık bir deyişle, kullanmadığımız herhangi bir sinir ağı bulunmuyor. Konuyla ilgili bir başka yaklaşımsa sinir hücrelerinin herhangi bir uyarıcı almadıklarında dejenere olarak işlevselliklerini kaybediyor olma özellikleri. Örneğin, görsel sistem. Gelişmenin erken dönemlerinde göz sinirleri yeterli uyarıcıya maruz bırakılmadıklarında görme yetisi kayboluyor. Benzer şekilde, eğer ki beynimizde kullanılmayan sinir ağları bulunsaydı, işlevselliklerini kaybetmiş olmalarını beklememiz gerekirdi. Fizyolojik kanıtlar bir yana, iddia evrimle de uyuşmuyor. Aktif olmayan, hayatta kalma mücadelemize katılmayan sinir ağları içeren büyük bir beyin evrimsel gelişimle de bağdaşmıyor. Okumaya devam edin ‘Beynimizin yüzde kaçını kullanıyoruz ?’

16
May
08

İnsan’ın yürüyüşü ve hareket sistemi

Sağlıklı doğan bir bebek yaşaması için gerekli olan ve tüm ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayacak organlarla beraber doğar. Bu organların ortak özellikleri hepsinin son derece kompleks bir yapıya sahip olması ve birbirlerini mükemmel bir biçimde, tamamlamaları. İnsan vücudunu gelişmiş bir bilgisayara benzetebiliriz. İçinde son derece karmaşık devreler barındıran bir bilgisayar. Eğer bu devreyi oluşturan elemanlardan bir teki eksik olsaydı ya da yanlış kullanılsaydı bilgisayar çalışmazdı. insanın yürüyüşü ve hareket sistemi. Bu tek örnek bile insan vücudunun ne kadar büyük bir mucize olduğunu anlamaya yetecektir. Peki bu mucize nasıl ortaya çıkmış olabilir?

Evrimci biyolog Douglas Futuyma bu konuda şunları söylüyor:

“Yaratılış ve Evrim, canlıların kökeni hakkında yapılabilecek yegane iki açıklamadır. Canlılar, dünya üzerinde ya tamamen mükemmel ve eksiksiz bir biçimde ortaya çıkmışlardır; ya da kendilerinden önce varolan bazı canlı türlerinden evrimleşerek meydana gelmişlerdir. Eğer eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya çıkmışlarsa o zaman üstün bir akıl tarafından yaratılmış olmaları gerekir.” Okumaya devam edin ‘İnsan’ın yürüyüşü ve hareket sistemi’

14
May
08

Bilim Neanderthal’leri konuşturdu

Bilim insanları, 30 bin yıl önce soyu tükenen “Neanderthal”lerin sesini, fosiller ve bilgisayar kullanarak ilk kez canlandırmayı başardı.

NewScientist.com internet sitesinde verilen habere göre, Florida Atlantik Üniversitesinden antropolog Robert McCarthy, bu insanların nasıl ses çıkardığını bulmak için ses yollarını yeniden yapılandırdı. Bu çalışmanın sonunda, ilk insanların konuştuğu, ancak bizden farklı ses çıkarttıkları saptandı.

Bilim adamları, özellikle bu insanların, modern insanların birbirlerini daha rahat anlamalarına imkan tanıyan sesli harfleri kullanmadığını keşfetti.

Buna örnek olarak da ilk insanların, dinleyicinin bir kelimedeki ses vurgusunu ayırt etmesine yardımcı olacak “e” gibi sesli harflerden yoksun oldukları gösterildi.

Fransa’dan bulduğu fosillerle bu çalışmasını yapan McCarthy’nin, şimdi “tam bir ilk insan cümlesi” canlandırmayı hedeflediği belirtildi.

Fransa’da buna benzer çalışmaların dana önce de yapılmıştı.

NTV

06
May
08

Bilim dünyası bunları düşünüyor

(Haber Alemi) İngiliz The Times gazetesi, bilim dünyasının hayat, evren ve gelecek hakkındaki en temel sorularını kendi alanlarında en deneyimli uzmanlara sordu..

KANSER TEDAVİ EDİLEBİLECEK Mİ?

Kanser hakkında 25 önce hayal bile edilemeyecek kadar geniş bir bilgiye sahibiz. Yeterli zaman ve yatırımla bilim adamları gelecekte kanserin sebebini bulup tedavi geliştirebilir. Önümüzdeki yüzyılda küçük bir kan testi ile birkaç dakikada kansere erken teşhis de koyulabilecek.
- Barts Kanser Merkezi Enstitüsü Prof. Fran Balkwill

SONSUZA KADAR YAŞAYABİLİR MİYİZ?

Ölümsüzlük için umut, kök hücre teknolojisine bağlı. Son 10 yıl içinde inanılmaz gelişen teknoloji sayesinde kalp hastalıklarından kansere birçok hastalığa çözüm bulunacağı tahmin ediliyor. 50 yıl içinde doğacak olan bebeklerin ortalama 100 yıllık bir ömrü olacağı öngörülüyor .
- Londra King’s Koleji Kök Hücre Biyoloji Laboratuarı yöneticisi Dr. Stephen Minger

EVREN NASIL YOK OLACAK?

13 milyar yıl önce meydana gelen “Büyük Patlama” dan sonra evren bugün hala genişlemeye devam ediyor. Birçok uzman evrenin nasıl oluştuğunu inceleyerek nasıl yok olacağını öngörmeye çalışıyor. Evrenin sonu için dört olasılık var: Okumaya devam edin ‘Bilim dünyası bunları düşünüyor’

06
May
08

Bu Haberi Onun Sayesinde Okuyorsunuz..

(HaberAlemi) Bu haberi onun sayesinde okuyorsunuz.. Peki beyninizin nasıl bir şey olduğunu biliyor musunuz?

Dünyanın en karmaşık, en inanılmaz ‘makinesi’ olan beyin, Rahmi M. Koç Müzesi’ndeki ‘Beyin: Gizemli Yolculuk’ sergisi ile bir kez daha keşfedilmeye çalışılıyor. Sergide yer alan interaktif bölümler, beynimizi nasıl kullandığımıza dair ipuçları veriyor..

Bizi o yönetiyor. Bu yazıyı okumanız, yanınızdaki çayı yudumlamanız hep onun verdiği komutlarla gerçekleşiyor. Araştırmalara göre beynimiz en hızlı bilgisayardan bile bin kat daha hızlı çalışıyor… 2004 yılında Danimarka Experimentarium Bilim Merkezi tarafından oluşturulan ‘Beyin: Gizemli Yolculuk’ sergisi, Rahmi M. Koç Müzesi’nde 30 Haziran’a kadar bu en inanılmaz organımızı keşfetmek isteyenleri bekliyor. Ama bilimin bile çok az sırrına erişebildiği beyni bu sergide tanıyabileceğinizi düşünmek nafile bir çaba olur. Yine de denemekten bir şey çıkmaz, üstelik serginin interaktif bölümleri sayesinde iyi vakit geçireceğiniz garanti. Örneğin şimdiye kadar sadece ders kitapları veya televizyonda gördüğünüz beyne bu sergide dokunabilirsiniz. Okumaya devam edin ‘Bu Haberi Onun Sayesinde Okuyorsunuz..’

06
May
08

Bu Çocuklar 200 Milyonda Bir Görülüyor

(Haber Alemi) İngiltere’de dünyaya gelen üçüz kız bebekler tıp dünyasını şaşkına çevirdi.

Parlak mavi gözleri ve sevimli gülücükleriyle görenlerin ilgisini çeken Gabriella, Alessia ve Olivia adlı şirin bebekler, tıp dünyası açısından da bir istisna oluşturuyor.

Doktorlar, tek yumurta üçüzlerinin 200 milyonda bir görüldüğüne işaret ederek, prematüre bebeklerin sağlıklarının iyi olduğunu belirtiyor

Bebeklerin 23 yaşındaki annesi Carmela Testa, doğumu, Ocak ayında ebe olarak çalıştığı Peterborough’daki doğumevinde gerçekleştrmiş. Prematüre dünyaya gelen bebeklerin taburcu edilmeden önce üç hafta küvözde kaldıkları belirtildi. Carmela, başlangıçta gözlerine inanamadığını ancak şimdi herşeyin yolunda olduğunu açıklamasında bulundu.

Bebekleri ayırmanın da zor olmadığını söyleyen anne Carmela, ‘Gabriela’nın boynunda çileğe benzer bir doğum lekesi var, Gabriella biraz daha ufak ve ağlayışı diğerlerine göre daha keskin’ diyerek üçüzleri ayırmada izlediği yönetimi dile getirdi.

02
May
08

Beyin Mucizesi

02
May
08

İnsanı deli eden beyin testi

(İnternetHaber) Son günlerde e-mail’larda dolaşan bu “dönen dansçı”nın bir tür beyin testi olduğu iddia ediliyor. Peki ama nasıl?

E-Posta’da söylenene göre dansçının saat yönünde döndüğünü görürseniz beyninizin sağ tarafını, ters tarafa döndüğünü görürseniz ise sol beyinli olduğunuzu öğreniyorsunuz.

Aslında gerçek bundan biraz daha farklı.. “Dönen Dansçı”yı yaratan kişi olan Japon web tasarımcısı Nobuyuki Kayahara bunun bir optik ilüzyon olduğunu söylüyor. Gözün nesneleri nasıl algıladığının bilim adamları tarafından senelerdir detaylı bir şekilde araştırıldığını söyleyen Kayahara, bu tür testlerin bir çok türünün mevcut olduğunu belirtiyor.

“Dönen dansçı”nın aslında çok basit bir açıklaması var..Resimde herhangi bir renk derinliği olmadığı için dansçı silüetinin hangi ayağının üzerinde durduğu anlaşılmıyor. Bu yüzden göz bir süre sonra silüetin bazen sağa bazen de sola döndüğünü görüyor. Aynı test ufak bir hileyle yönlendirilerek de denenebiliyor. Resmin üzerine hangi bacağın sabit olduğu, kişi tarafından işaretlendiğinde göz tek bir tarafa odaklandığından herhangi bir sapma olmuyor.

Bilim adamları bu tür araştırmaların gözün işleyişini anlamak konusunda çok büyük katkı sağladığını belirtiyor. (Vatan)

01
May
08

Olay yaratan yeni buluş

(SonSayfa) Bilim adamlarının son buluşu tıpta çığır açacak nitelikte. Domuz pisliğinden yaratılan ve deney aşamasındaki bir ilaç olan “Peri Tozu” kullanılarak, kaza eseri parmağının üst kısmı kopan bir adamın uzvu yeniden çıkarıldı. Sadece dört hafta içersinde kopuk uzvun yerine yeni bir parmak oluşurken dört ay içinde ise parmağın durumu eskisinden ayırt edilemeyecek kadar iyiydi. Parmağına tekrar kavuşan Lee Spievack bunun gerçek olamayacak kadar güzel olduğunu söylüyor. Deney aşamasında olan kas geliştirici toz atların kopan ve zayıflayan lifleri üzerinde kullanılıyordu. “Peri Tozu” adı verilen bu ilacın geliştirilerek kol ve bacak gibi daha büyük uzuvlarda kullanılır hale getirilmesi planlanıyor. İlacın yapımı ise aslında basit:

Bir miktar domuz pisliği alınarak düzleştiriliyor. Pisliğin üzerindeki kolojen zengini bölge, asit içinde çalkalanarak atılıyor. Eritme işleminden sonra ortaya çıkan katman toz haline getirilerek yaralı uzva sürülüyor. Birkaç hafta içinde yara kendi kendini iyileştirerek, kopan uzuv kendini yeniliyor. Okumaya devam edin ‘Olay yaratan yeni buluş’




BAŞBUĞ TV

bozkurt_atsiz

BAŞBUĞ TV'yi izlemek için TIKLAYIN.

BAŞBUĞ TV Facebook sayfasına buradan erişebilirsiniz.

SONTEKNOLOJİ – FACEBOOK

ROBOT-1 facebook

KATEGORİLER

MEDIALINE PRODUCTION DIGITAL MEDIA STREAMING SERVICE

MEDIALINE PRODUCTION DIGITAL MEDIA STREAMING SERVICE

Facebook'ta reklam verin, Türkiye genelinde 12 milyon kullanıcıya erişin !

RSS NTV – İNTERNET

  • An error has occurred; the feed is probably down. Try again later.

BURADA

web tracker