'Temel Bilimler' kategorisi için arşiv

18
Jun
08

Radyoaktivite

Radyoaktiflik: Bazı elementler dışarıdan müdahale olmadığı halde gözle görünemeyen bir ışınım yaparlar, bu tür elementlere “radyoaktif element” ışınım yayma olayına ise “radyoaktiflik” (doğal radyoaktiflik) denir. Nötron ve proton sayıları birbirine eşit olmayan elementlere karasız elementler denir, kararsız elementler kararlı hale geçebilmek için ışınım yaparlar ve bu yüzden radyoaktiftirler, ayrıca atom numarası 83′den büyük olan tüm elementler radyoaktiftir.
Karalı bir atom çekirdeği üzerine alfa, proton ve nötron gibi ışınlar gönderilirse atom kararsız hale gelir. Bu olaya “yapay radyoaktiflik” denir.

Radyoaktif Işımalar:
Dört çeşit radyoaktif ışıma vardır,
1. Alfa Işıması: Alfa ışıması bir atomun 2 proton ve 2 nötron fırlatması olayıdır. Alfa taneciği +2 yüklü dir. Alfa ışıması yapan bir atomun atom numarası 2, kütle numarası 4 azalır. Okumaya devam edin ‘Radyoaktivite’

10
Jun
08

Akraba evliliği ve sakıncaları

Akraba evliliği, olgusu, tıp bilimlerindeki çalışmaların ilerlemesiyle birlikte, toplumun gündeminde daha çok ilgilenilen bir konudur. Akraba evliliği, aslında, kökleri tarihte olan olgu olduğu için kültürel hayattaki görünümleri dilde, edebiyatta, halk biliminde oldukça yaygındır. Beşerî bilimlerin konuları, yapıları nedeniyle, diğer bilimlerin ve teknolojilerin konularıyla ortak alanlar oluşturabilmekte, yeni disiplinler ortaya çıkmaktadır. Akraba evliliği bağlamında da durum böyle bir görünüm sergilemekte, tıp sosyolojisi, tıp antropolojisi gibi alanlar şekillenmektedir. Tıp bilimleri, akraba evliliğinin sakıncalarına deyinse de, Türkiye’de ve diğer bazı kültürlerde akraba evliliğinin uzunca bir süre daha geçerli olacağını hesaba katmak gerekir.

Akraba evliliği doğrudan “akraba”, “aile” olguları ile ilgilidir, bu konulardaki tanımlar, yaklaşım biçimleri dil dünyası zenginliği ile bilimsel akıl yürütmelere ve açıklamalara olanak vermektir. Bu yazıda akraba evliliği ile ilgili belli başlı kavramlara, tıp sosyolojisi için çağrıştırdıklarına deyinilecek ve okuyucu için küçük bir kaynakça verilecektir. Okumaya devam edin ‘Akraba evliliği ve sakıncaları’

05
Jun
08

Destek ve hareket sistemi

İnsanlarda;

Hayvanlarda olduğu gibi, insanda da vücuda biçim veren, iç organları koruyan, vücudun dik durmasını ve aktif hareket etmesini sağlayan sistem vardır. Bu sisteme destek ve hareket sistemi denir. İskelet ve kaslardan oluştuğu için iskelet ve kas sistemi de denir. Canlıların hareketini sinir sistemi ve endokrin sistem düzenler ve denetler.
Hareketler kas, kemik, ve eklemin birlikte çalışmasıyla gerçekleşir. İnsanda, destek ve hareket sistemi elemanı olan kemik doku, iskelet adını alır.

A.İNSANDA İSKELET
İnsanda iskelet sistemi, vücudun çatısını oluşturur. İskelet sistemi hareketi sağlamanın dışında iç or¬ganları koruma, kas ve iç organlara bağlanma yüzeyi oluşturma görevi de yapar. İskeleti oluşturan kemikler kalsiyum deposu olarak iş görür. Aynı zamanda kemiklerde kan hücreleri de meydana gelir.
İskelet, anne karnında sekizinci haftaya kadar kıkırdaktır, daha sonra kemikleşme başlar. Doğum¬dan sonra kemik gelişimim kalıtsal, bünyesel ve çevresel faktörler etkiler.
Kemik Yapısı ve Çeşitleri
İnsan iskeletin! oluşturan kemikler, şekillerine göre dört grupta incelenir;

1.Uzun Kemikler: Kol ve bacaklarda bulunur. İki ucu şişkin silindirik kemiklerdir. Kemiğin boyuna uzamasını baş kısmı ile gövdesi arasında bulunan kıkırdak doku sağlar. Bir süre sonra kemikleşir. Bundan sonra kemiğin uzaması eklem kıkırdağı tarafından devam ettirilir. En dışta enine büyümeyi ve onarılmayı sağlayan kemik zarı (periost) vardır. Baş kısmında dışta ince tabaka halinde sıkı kemik dokusu ortada süngerimsi kemik doku bulunur. Gövde kısmı tamamen sıkı kemik dokudan yapılmıştır. Ortadaki boşluğu sarı kemik iliği doldurur. Süngerimsi kemik dokuda ise kırmızı kemik iliği bulunur. Okumaya devam edin ‘Destek ve hareket sistemi’

04
Jun
08

Canlilarda Hücre Bölünmeleri

Hücrelerin benzerlerini oluşturmasıdır.İki sebepten dolayı olur.
a) Yüzey-hacim ilişkisinin bozulması
Hücreyi küre şeklinde düşünerek bu ilişkiyi açıklamaya çalışalım.

Eğer hücremiz r yarıçaplı olsaydı Alanı=Yüzeyi=4r2 Hacmi=(4/3)r3 olurdu.

Eğer hücremiz 2r yarıçaplı olsaydı Alanı=Yüzeyi=4(2r)2 Hacmi=(4/3)(2r)3 olurdu.Yani yüzey ilk durumun 4 katına çıkarken hacmi 8 katına çıkmaktadır. Daha açık söyleyecek olursak ilk durumda yüzey-hacim ilişkisi oranına 1-1 oran dersek ikinci durumda bu oran 1-2 olur.Yani yüzey-hacim ilişkisi bozulmuştur.

b) DNA’nın eşlenmesi

• Bütün hücreler bölünemez.(Sinir hücresi, sabit dokular, vb…)
• Canlılarda 2 çeşit hücre bölünmesi vardır.

1) MİTOZ BÖLÜNME
• Eşeyli ve eşeysiz üreyen bütün çok hücreli canlılarda büyüme ve gelişmeyi sağlayan temel olay mitoz bölünmedir.Tek hücrelilerde ise hücre bölünmesi her defasında üremeyi sağlamış olur. Okumaya devam edin ‘Canlilarda Hücre Bölünmeleri’

03
Jun
08

Dünyanın en güçlü lazeri Güneş gibi

Bilim insanlarının geleceğin enerji kaynağı olarak gördükleri lazer füzyonunun laboratuvar denemelerinde, lazer ışının üzerine düştüğü materyalin sıcaklığını 10 milyon santigrat dereceye ulaştırdı. Bu, Güneş’in sıcaklığının yaklaşık 10 katına eşdeğer.

İngiltere’nin Oxfordshire kentindeki Rutherford Appleton Laboratuvarı’nda geliştirilen dünyanın en güçlü lazerinin deneylerinde, Dünya’da üretilen tüm elektrik enerjisinin 100 katına eşdeğer güçteki lazer ışını, üzerine düştüğü materyali Güneş’ten daha sıcak hale getirdi.

Araştırmalarını New Journal of Physics dergisinde yayınlayan bilim insanları, bir saniyede parçalanma için gerekli koşulları yaratabildiklerini belirterek, deneylerin gelecekte nükleer füzyon reaktörü yapmayı sağlayacak konseptin ipuçlarını verdiğini kaydettiler.

İngiliz araştırmacılar, deniz suyunda bulunan hidrojenin iki ağır biçimi “deuterium ve tritiyum”u yakıt olarak kullandıkları nükleer füzyonu Dünya’nın giderek artan enerji ihtiyacına çare olarak görüyorlar. NTV

01
Jun
08

Algıları Saklayan Hafıza Molekülü

Bilgiler beyinde kalıcı olarak saklanmak için çağrışım yoluyla hafızadaki diğer kayıtlı bilgilerle birleştirilir. Bu işlemin somut olan kısmı ise hücre içinde gerçekleşen kimyasal reaksiyonlardır. Her hücrenin bir mikro hafızası vardır. Bu minik bellek taşıdığı bilgi miktarı açısından dev bir kütüphaneye benzetilebilir. Nesilden nesile aktarılan bu minik ama dev arşiv DNA molekülüdür. DNA molekülü bilindiği gibi ikili sarmal bir yapıya sahiptir. Başlıca dört kimyasal maddeden oluşur: A-adenin, G-guanin, S-sitozin, T-timin. Bu dört harf üçlü kombinasyonlarla biraraya gelerek genetik şifreyi oluştururlar.

Bilgiler Nasıl Çağrılır?

Beyne bir uyarı geldiğinde beyin hücrelerinin DNA molekülündeki genler, ilgili bir bağlantı bulmak için taranır. Çağrışımı en yoğun o-lan gen, yani aradığımız bilgi ile en iyi eşleşen gen impulslar ile uyarılır. Bundan sonra tıpkı bir fotoğrafın negatifi gibi DNA’daki genin şablonu RNA molekülü olarak hazırlanır. Okumaya devam edin ‘Algıları Saklayan Hafıza Molekülü’

30
May
08

Kalbimiz neden soldadır?

Aynaya baktığınızda ne görürsünüz? Birbirinin hemen hemen aynısı iki kulak, iki göz, iki kol ve iki bacakÉ Görüntümüz baştan sona çarpıcı bir simetriyi yansıtır; sağ tarafımız sol tarafımızın yansımasıdır. Ama bu yalnızca görünüşte! Çünkü vücudumuzun içinde her şey çok farklı.

Ama bu yalnızca görünüşte! Çünkü vücudumuzun içinde her şey çok farklı: Kalp, dalak ve pankreas solda, safra kesesi ve karaciğer sağda…

Hatta akciğer gibi çift organlar da sağ ile sol arasında morfolojik farklılıklar sergilerler: Sağ akciğer için üç lob ve sol için de iki lob. Bağırsak da sürekli aynı yönde dolandığından yanaldır.

Peki nasıl oluyor da, başlangıçta bütünüyle simetrik olan embriyon sağı soldan ayırıp organlarını yanlamasına dizebiliyor?

Bilim adamları uzun zamandır bu sırrı çözmeye çalışıyorlardı. Ve nihayet amaçlarına ulaştılar. Son yıllarda, bu organizasyonun, embriyonun birkaç hücresinin yüzeyindeki küçük kirpikler tarafından gerçekleştirilen rotasyon hareketlerinin sonucu olduğunu belirlediler. Okumaya devam edin ‘Kalbimiz neden soldadır?’

30
May
08

Kromozomlar

Kromozomlar, çok düzenli olarak, kendi üstüne sarmallanmış devasa DNA molekülleridir. Bu moleküllerin dizilmesindeki en ufak bir hata, hücrelerin bölünmesini engelleyebiliyor. 46 kromozoma dağılmış olan DNA’nın iki omurgasını oluşturan 3 milyar 200 milyon baz var. Her gen ,yaşamın olmazsa olmaz işlevlerini yerine getirmek üzere, hücrelere gerekli komutları veren 10-20 bin bazdan oluşuyor. DNA şeridinin büyük kısmı çöp DNA olarak değerlendiriliyor. Bu iş görmeyen bu kısım,genleri bir bobin gibi sarmallayarak, onların DNA kopyalaması sırasında kırılmaları önlemektedirler.İnsanlığın geleceğinin yazılı bulunduğu kromozomlar bizlerin kimlik kartlarını olusturur.Her bir kromozonun üzerinde hangi gen setlerinin bulunduğu ve işlevleri üzerindeki çalışmalar yeni yeni bilgiler vermekte.İnsanın hangi hastalıklara yakalanabileceği,ne kadar uzun yaşayacağı,zeka kapasi,korkaklık,saldırganlık gibi tüm özelliklerin belirlendiği emir kipleridir kromozomlar.Aşağıda bu kromozomlarda meydana gelebilecek bozuklukların yol açabileceği bazı hastalıklar ve kromozomun etkileri belirtiliyor.

1.Kromozom: En büyük kromozom…Alzheimer hastalığı,prostat kanserine eğilim,baskın sağırlık,doğuştan katarak,Rh faktörü,akciğer kanserine yatkınlık Okumaya devam edin ‘Kromozomlar’

28
May
08

Sentrozom

İkel bitkilerde ve hayvan hücrelerinin büyük bir kısmında bulunur, interfazda kural olarak çekirdeğin yanındadır. Üç ile beş milimikron uzunluğunda, birbirine dik, ER ve ribozom taşımayan, ortası saydam; çevresi her biri 9 mikrotubulus tripletinden oluşmuş iki silindir halinde görülür. Sayıları çoğunluk iki tanedir (Dip-losoma); bazı hücrelerde çok sayıda olabilir. Sentriyoluma, etrafındaki sentroplazma ile birlikte “C e n t r o s o m a” denir. Bölünme başlarken, kutup ipliklerinin (iğ iplikleri) merkezinde bulunduğu için “C e n t r i o l = Sentriyol” adım alır. Hücre bölünmesi sırasında sentriyol de ikiye bölünerek, her biri bir kutba gider ve aralarında oluşan iğ ipliklerine, çekirdek zannın dağılmasıyla ortaya çıkan kromozomlar takılır. Fakat bölünme ne basit bir ikiye bölünmedir ne de DNA replikasyonunda olduğu gibi bir kontak sentezlenmedir. Belki eski kalıbın doğrudan doğruya okunmasıdır. Yeni sentriyolün mikrotubulusları, genellikle eski sentriyolden 100 nm. kadar uzaklıkta ve ona dik olarak ortaya çıkar. Büyük bir olasılıkla bilgi, var olan sentriyolden, oluşmakta olan kopyasına herhangi bir şekilde aktarılmaktadır. Fakat bu bilgi aktarılma düzeneğinin nasıl olduğu açıklanmamıştır. Okumaya devam edin ‘Sentrozom’

27
May
08

Tazmanya kaplanının soyu canlandırılıyor

Avustralyalı ve ABD’li bilim adamları ilk kez soyu tükenmiş bir tür olan Tazmanya kaplanının (thylacine) DNA’sını, yaşayan bir organizma olan fare embriyosunda kullandı.

Melbourne Üniversitesi ve Texas Üniversitesinden bilim adamları, Tazmanya kaplanının DNA’sının canlı bir organizmada harekete geçmesi için yapılan çalışmada, bir müzede etanol içinde saklanan 100 yaşındaki Tazmanya kaplanından alınan Col2A1 geninin bir kıkırdağın içinde üretilen fare embriyosuna enjekte edildiğini belirtti.

Uluslararası bilim dergisi PLoS ONE’da yayımlanan araştırmaya katılan Melbourne Üniversitesinden Andrew Pask, Col2A1 geninin büyüyen kıkırdakta ve faredeki kemik gelişiminde benzer bir işlev gördüğünü belirterek, genin kıkırdak dokusunda ürediği, bunun, DNA parçasının Tazmanya kaplanının iskeletinin oluşmasında gerçekten önemli olduğunu gösterdiğini söyledi. Okumaya devam edin ‘Tazmanya kaplanının soyu canlandırılıyor’

25
May
08

Hücre Ve Hücre Bölünmeleri

Hücre:Canlıların en küçük yapı birimidir. Hücre zarı, çekirdek ve sitoplazma olarak üç kısımdan oluşur.

1.HÜCRE ZARI:Akıcı-mozaik zar modeline göre iki sıra yağ tabakası arasında protein-glikolipitlerden oluşur. En önemli özelliği seçici geçirgen(selektif permeabl) olmasıdır.

Hücre zarından;

·Küçük moleküller büyük moleküllere göre

·Yağ çözücüler (alkol,aseton…) ve yağda çözünen maddeler (A,D,E,K vitaminleri) suda çözünenelere göre,

·Nötr atomlar iyonlara göre daha kolay geçer.

MADDE İLETİMİ

A-Pasif taşıma:Hücrelerin enerji kullanmadan yaptıkları taşıma işlemidir.

Difüzyon:Moleküllerin çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğru geçişleridir. Okumaya devam edin ‘Hücre Ve Hücre Bölünmeleri’

23
May
08

Antibiyotikler ve sağlığa etkileri

Her canlı yaşamını sürdürebilmek için dış etkilerden korunmak zorundadır. Mikroorganizmalarda birer canlı olduklarından bu kurama uymuşlar, kendilerini yok etme niteliğinde olan antibiyotiklere direnç mekanizmalarını geliştirmeye başlamışlardır. Bakterilerdeki rezistans üç biçimde belirir :

1. Bazı bakterilerde belirli antibiyotiklere karşı doğal bir direnç vardır. Örneğin gram negatif bakterileri penisilin, ve diğer birçok bakterileri, antimikotik preparatlar doğal olarak etkileyemezler.
2. Önceden duyarlı olan bakteriler, antibiyotiklerle karşılaştıkça kendilerini koruma mekanizması oluştururlar. Bu da hızlı ve yavaş olmak üzere iki aşamada belirir. Hızlı direnç kazanan bakterilere koch basili bir örnektir, iki üç kez streptomisin ile karşılaşan basilde ilaç etkisiz duruma geçer. Hızlı direnç oluşturan antibiyotikler arasında linkomisin, rifamisin, spektinomisin, pirazinamid örnek olarak gösterilebilir. Bakterilerin en geç rezistans kazandıkları antibiyotikler örneğin anfoterisin B, nistatin, ristosetin vankomisin vb. gibi antibiyotiklerdir. Okumaya devam edin ‘Antibiyotikler ve sağlığa etkileri’

22
May
08

Kahkahanı say, ne kadar samimi olduğunu gör

Japon profesör, kişilerin gülerken samimi mi, alaycı mı olduğunu anlamak amacıyla “kahkahaölçer” geliştirdi. 1 saniyedeki kahkaha sayısı ne kadar çoksa, kişi o kadar samimi kabul ediliyor.

önüllülerin vücuduna başta karın çevresine olmak üzere bazı alıcılar yerleştiren Yoci Kimura, böylece diyafram ve kasların hareketini, kahkaha anında vücudun verdiği elektrik sinyallerini ölçtü.

Kansai Üniversitesi’nde görevli Kimura, makine sayesinde kişinin zorla mı yoksa içinden gelerek mi, hatta bunun alaycı mı edepsiz bir gülüş mü olduğunun anlaşılabileceğini belirtti. Okumaya devam edin ‘Kahkahanı say, ne kadar samimi olduğunu gör’

21
May
08

Simetri

Simetri, insan zihni için âdeta büyüleyicidir. Tabiattaki simetrik nesnelere, Güneş ve gezegenler gibi neredeyse kusursuz simetrik kürelere, kar tanecikleri gibi simetrik kristallere -ki hiçbir kar tanesi birbirinin aynısı değildir-, hemen hemen simetrik olan çiçeklere bakmaktan hepimiz zevk alırız. Ancak, burada ele alınacak olan mevzu, tabiattaki nesnelerin simetrisi değil, tabiat kanunlarının simetrisidir.

Bir cismin simetrik olup olmadığı kolayca anlaşılabilir; ama bir fizik kanunu nasıl simetrik olabilir? Fizikçiler, nesnelerdeki simetrinin uyandırdığı hisse benzer bir şeyi fizik kanunları için de hissederek ona, “Fizik Kanunlarında Simetri” ya da “Kanunların Simetrisi” adını vermişlerdir. Öyleyse simetri nedir? Meselâ kare hususî bir simetriye sahiptir. Onu 90 derece döndürürsek -sağ ya da sol fark etmez- yine aynı görünür.

Alman matematikçi Hermann Weyl simetri için çok güzel bir tanım vermiştir: “Eğer bir nesne üzerinde bir şey yaptıktan sonra da nesne ilk hâlinde görünüyorsa, eğer nesnede bunu yapmaya imkân veren bir şey varsa, o nesneye simetrik denir.” İşte fizik kanunları da bu anlamda simetriktir. Okumaya devam edin ‘Simetri’

21
May
08

Kalsiyum ve Önemi

Kalsiyum, organizmada membran geçirgenliği, nöromuskuler ileti, kas kasılması, kemik yapımı, döllenme ve kan pıhtılaşması gibi son derece önemli görevler üstlenen bir mineraldir. Kalsiyum her şeyden önce kemiklerimizin ve dişlerimizin temel yapı maddesidir. Vücudumuzdaki kalsiyumun %99’u kemiklerimizde bulunmaktadır.

Kemik yapının ilk oluşum aşamasında osteoblastlar, kollajen ve ana maddeyi oluşturur. Osteoid oluşumunu takiben kollojen lifleri yüzeyinde kalsiyum tuzları çökmeye başlar. İleriki aşamalarda çöken bu tuz çekirdeklerinde hidroksiapatit kristalleri oluşur.

Diş gelişiminde de dentin ve minenin sağlıklı olabilmesi için diyette yeterli kalsiyum ve fosfatın bulunması gerekir. (www.turk-bilim.com)

Kemik büyümesi ve gelişmesi ana rahmindeki ilk haftalardan başlayarak bütün çocukluk boyunca devam etmekte ve kız çocuklarında 15-16 yaşlarına kadar, erkek çocuklarında ise 17-18 yaşlarına kadar sürmektedir. Çocuğun sağlıklı gelişimi ve kemiklerinin güçlenmesi için besinlerindeki kalsiyum içeriği büyük önem taşımaktadır. Günlük 1000 mg(1 litre süte karşılık gelir) kalsiyum organizma için yeterlidir. Bunun %35’i barsaklardan emilecek, kalanı feçes ile atılacaktır. Okumaya devam edin ‘Kalsiyum ve Önemi’

20
May
08

1 SMS 5 YTL, 1923′e boş mesaj at, sen de bir fidan dik !

Yeşil Bir Türkiye İçin
Ağaçlandırma Seferberliğine
Sen de Katıl..


 

Ağaçlandırma Seferberliği Başladı!..
Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberliği yurt genelinde başlatıldı. Eylem planı kapsamında 5 yılda 2 milyon 300 hektarlık alanda erozyon kontrolü, ağaçlandırma ve ormanların iyileştirilmesi çalışmaları (rehabilitasyon) yürütülecektir.

 

Kampanyaya destek verecekler için;

SMS: 1923 (Tüm Operatörler için 1 SMS 1 Fidan: 5 YTL)

Hesap No: T.C. Ziraat Bankası, 1923

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı

19
May
08

Kan Yapımı (Hematopoez)

Yaşam süreleri hayli kısa olan kan hücrelerinin hematopoetik organlardan sürekli üretilmeleri gerekir. Embriyogenezin erken dönemlerinde vitellüs kesesinin mezoderminden üretilen kan hücreleri, daha sonraki dönemde karaciğer ve dalaktan, fetal dönemin sonunda ise kemik iliğinden üretilir.

Kök hücreler bir daha geri dönüşümü olmayacak şekilde farklılaşabilme yeteneğine sahip hücrelerdir. Tüm kan hücreleri kemik iliğindeki tek bir hücreden gelişmiştir. Bunlara pluripotent kök hücreler denir. Bunlar lenfoid ve myeloid hücreleri oluştururlar. Myeloid hücreler kemik iliğinde gelişerek eritrosit, granülosit, monosit ve megakaryosit oluştururken; lenfoid hücreler dalak ve timusa göç ederek lenfositleri oluşturur.

Progenitör hücreler bölünerek hem yeni progenitör hücreleri, hem de öncül hücreleri oluştururlar. Öncül hücreler sadece tek tip hücreye farklılaşabilirler.

Hematopoezin olabilmesi için, uygun mikroçevre ve büyüme faktörleri gerekir. Eğer farklılaşmamış hücrelerin çoğalması uyarılır ya da baskılanırsa hematopoetik hücreler aşırı artar ya da azalır. Bu da hematopoetik hastalıklara yol açar. Okumaya devam edin ‘Kan Yapımı (Hematopoez)’

18
May
08

Depremin ‘kalbine’ yolculuk

Japon bilim adamları, en büyük tsunami ve depremin kaynağı olan ve yerin 6 km. altında bulunan Nankai

Çukuru’na inerek basınç noktalarının üç boyutlu görüntülerini çıkardı.
Bilim adamları, Japonya yakınlarında, büyük depremlerin merkez üssü olarak kabul edilen bir bölgenin altı kilometre dibine inilmesini öngören projenin ilk aşamasını tamamladılar.

Proje kapsamında altı kilometre derinliğe bir erken uyarı sistemi yerleştirilmesi planlanıyor. Nankai Çukuru olarak bilinen bölgede deniz yatağının 1,4 kilometre altına inildi, basınç noktalarının üç boyutlu görüntüleri çıkarıldı. Nankai çukuru, geçtiğimiz yüzyılda büyük deprem ve tsunamilerin kaynağı olarak biliniyor.

Projeye öncülük eden bilim adamlarından Harold Tobin, Avrupa Yerbilimleri Birliği’nin yıllık toplantısında, çalışmalarının 2004’te Güney Doğu Asya’da yaşanan ve 200 bine yakın insanın ölümüne neden olan deprem ve tsunami felaketinden sonra daha da önem kazandığına dikkat çekti. Okumaya devam edin ‘Depremin ‘kalbine’ yolculuk’

16
May
08

Biyolojik Saatler ve Ritimler

Canlıların bir çok biyolojik faaliyetlerinde belli bir ritmin gözlendiği çok eski zamanlarda farkedilmiştir. Ne var ki, biyolojik ritimlerin başlı başına bir bilim dalı olması ancak ondokuzuncu yüzyılın sonlarına rastlar. Bu gün bildiğimiz anlamda, biyolojik ritimleri ve onları yöneten etkenleri araştıran blim dalı Kronobiyoloji olarak bilinir.

Kronobiyoloji, biyolojik ritimlerle ilgilenir. Ritim genel olarak, periyod, sıklık, büyüklük ve faz gibi özellikler gösteren, tekrarlayıcı karakterdeki olaylar olarak tanımlanabilir. Ritimlerin bu özelliklerinin kısa tanımları ise şu şekilde yapılabilir:

  • PERİYOD: Ritmin bir döngüsü için geçen zaman.

  • SIKLIK (Frequency): Birim zamanda tekrarlayan döngü sayısı.

  • GENLİK (Amplitude): Ortalama değerden sapma miktarı.

  • EVRE (Phase): Ritmin kendine has özellikler gösteren kısmı (başlama, bitiş evreleri gibi) Okumaya devam edin ‘Biyolojik Saatler ve Ritimler’

16
May
08

Sülfürik Asit

Toprak, insana hayatının iki temeli olan ekmek ve sudan başka gerekli bir maddeyi daha, tuzu da sağlar. Bu maddenin öteden beri beslenmede önemli bir yer tuttuğunu ve uzun zaman tuzdan yoksun kalmanın organizmada ne gibi düzensizliklere yol açtığını biliyoruz. Tuzun, yalnız beslenmede değil toplumsal hayatta da büyük rol oynadığını gösteren olaylar çoktur. Sözgelişi Fransızca’daki Salaire, İngilizce’deki Salary kelimesini bir göz önüne alalım: Bu kelime Roma lejyonerlerinin ücretlerinin bir kısmını tuz (sel) olarak almalarından gelmektedir. Bu madde gerçekten birçok ülkede para yerine geçiyordu ve en uzak çağlardan beri devletin tekelinde olup birçok yerlerde ‘tuz vergileri’ konmuştu. Tuz, bazen buharlaştırma yoluyla deniz suyundan bazen tuz kayalarından çıkartılır.

XIX. yüzyıla kadar tuz, mutfaklarda ya da et ve balık tuzlama işinde kullanılırdı. Ama Leblanc’ın sodyum karbonatı hammadde olarak kullanmaya başlaması üzerine, yeni doğmakta olan kimya sanayinin temel maddesi haline geldi. Okumaya devam edin ‘Sülfürik Asit’




BAŞBUĞ TV

bozkurt_atsiz

BAŞBUĞ TV'yi izlemek için TIKLAYIN.

BAŞBUĞ TV Facebook sayfasına buradan erişebilirsiniz.

SONTEKNOLOJİ – FACEBOOK

ROBOT-1 facebook

KATEGORİLER

MEDIALINE PRODUCTION DIGITAL MEDIA STREAMING SERVICE

MEDIALINE PRODUCTION DIGITAL MEDIA STREAMING SERVICE

Facebook'ta reklam verin, Türkiye genelinde 12 milyon kullanıcıya erişin !

RSS VETEKNOLOJİ

  • An error has occurred; the feed is probably down. Try again later.

RSS NTV – İNTERNET

  • An error has occurred; the feed is probably down. Try again later.

BURADA

web tracker