'Uzay' kategorisi için arşiv

12
Jun
08

Satürn’ün uydusu Titan’da su olasılığı

Satürn’ün uydusu Titan’ı kaplayan kalın buz tabakasının altında gizli kalmış, derin bir okyanus olabilir.

Science dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, Cassini – Huygens uzay aracının gönderdiği radar kayıtları, bu tahminleri güçlendiriyor.

Cassini-Huygens uzay aracı, Amerikan, Avrupa ve İtalyan uzay Ajansları’nın ortak projesi olarak 1997 yılında uzaya yollandı.

2004 yılında Satürn ve çevresinde incelemelerine başlayan Cassini’den gelen veriler sonucu, o zamanlar, uydunun yüzeyinin bir hidrokarbon okyanusuyla kaplı olduğu düşünülmüştü.

Bir yıl sonra, Cassini’den Huygens gözlem aracının Titan’ın yüzeyini incelemeye gönderilmesiyle bambaşka bir tablo ortaya çıktı. Okumaya devam edin ‘Satürn’ün uydusu Titan’da su olasılığı’

10
Jun
08

Mars yaşam için çok tuzlu

Mars’ta yıllardır araştırmalarını sürdüren ikiz robotlardan Opportunity, Kızıl Gezegenin yaşam koşulları için “çok tuzlu” bir yapıya sahip olduğunu ortaya koydu.

Mars’a 90 günlüğüne gönderilen ancak 1400 günü aşkın bir süredir görev başında bulunan ikiz robotlardan Opportunity’nin topladığı son kanıtlar, Kızıl Gezegen’in erken dönemlerinde sudaki yüksek mineral karışımının, en dayanıklı mikropların dahi oluşumu için uygun bir ortam sağlamadığını gösteriyor.

Mars robot programı üyesi ve Harvard Üniversitesi biyoloji kürsüsünden Dr Andrew Knoll, bir dönem suyla haşır neşir olmuş kayalarda saklı ip uçlarının, çevre koşullarının hem asitli, hem de çok tuzlu olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.

Dr Knoll, Boston’daki bir bilimsel toplantıda yaptığı açıklamada, bulguların Mars’taki yaşam olasılığı düğümünü iyice sıkılaştırdığını söyleyerek, Kızıl Gezegen’de son 4 milyar yıl önceki koşulların yaşam için pek de uygun olmadığını kaydetti. Okumaya devam edin ‘Mars yaşam için çok tuzlu’

08
Jun
08

Uzay havası, hayatımızı etkiliyor

ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Yurdanur Tulunay, uzay havasının Türkiye üzerine etkilerinin araştırılması için Türkiye’nin de öteki gelişmiş ülkeler gibi Uzay Havası İzleme Merkezi kurması gerektiğini söyledi.

Manyetik alan fırtınalarının etkileri, maden ve petrol arama çalışmalarındaki önemli aksaklıklardan, göç eden kuşların yön duyularının bozulmasına, iletişim bağlantılarının devre dışı kalmasından, uyduların kaybolmasına, tren sinyalizasyonlarının hatalı bilgi vermesinden, uçaklarda avionik sistem arızalarına kadar bir çok alanda kendisini gösteriyor

ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Yurdanur Tulunay, uzay havası etkilerinin yüzde 90’ının, ilk 500-600 kilometrelik yere yakın uzay ortamında görüldüğünü belirtti. Tulunay “Bunlar, ortamın fiziksel özelliklerinin değişimi sonucunda oluşan, örneğin sürtünmeyi, radyo dalgaları yayılımını ve ikincil elektromanyetik (em) etkileri içerir” dedi. Okumaya devam edin ‘Uzay havası, hayatımızı etkiliyor’

02
Jun
08

Merkür’ün bilinmeyen yüzü

Yüzeyinin yüzde 55 kadarı daha önce hiç gözlemlenmemiş olan Merkür’ün Ay’a benzediği düşünülüyordu, ancak hiç de öyle olmadığı, çok dinamik bir gezegen olduğu belirlendi…

Amerikan uzay aracı “Messenger” (Ulak), gönderdiği yüzlerce fotoğrafla Güneş sisteminin en küçük gezegeni Merkür’ün (Utarit) bilinmeyen yüzünü gösterdi.

Bilim adamları, 14 Ocak’ta Merkür’ü sıyırarak geçerken gezegenin fotoğraflarını çeken uzay aracının gönderdiği verileri şaşırtıcı buldu.

“Carnegie” enstitüsünden Sean Solomon, “Yüzey şekilleri, atmosfer ve manyetosferle ilgili bilgiler bizi şaşırttı, çünkü Merkür beklediğimiz gibi çıkmadı. Ay’a benzediğini düşünüyorduk, ama hiç de öyle olmadığını anladık” dedi.

Solomon, ilk bakışta Ay’ı andıran Utarit’in aslında “çok dinamik bir gezegen” olduğunun anlaşıldığını, gezegende volkan ve manyetosfer faaliyetlerinin çok fazla olduğunu belirtti. (Manyetosfer, güneşten gelen hızlı parçacıkların oluşturduğu plazma akımının, gezegenin manyetik alanının etkisiyle saptırılarak engellendiği bölge.) Okumaya devam edin ‘Merkür’ün bilinmeyen yüzü’

30
May
08

Dev karadeliğin, galaksiye saldırısı gözlendi

Astronomlar, ilk kez dev bir karadelikten parçacıkların şiddetli bir biçimde püskürmesini ve yolu üzerinde bulunan komşu galaksiye bunların çarpışını görüntüledi.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) yayınladığı açıklamaya göre, araştırmayı yürüten Cambridge’deki Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezinden Dan Evans, daha önce de galaksilerin birbirleriyle çarpıştıklarını veya karadeliklerin püskürmesini gözlemlediklerini, ancak ilk kez bir gökcisminin bir başka galaksiye böylesine saldırdığını tespit ettiklerini söyledi.

Bu olayın, “saldırıya uğrayan” galaksideki gezegenlerin atmosferlerine ciddi biçimde zarar vermiş olabileceğini belirten Amerikalı gökbilimci, “Bu püskürme, ışın parçacıklarının çarptığı daha küçük galakside her türlü soruna neden olabilir” diye konuştu. Okumaya devam edin ‘Dev karadeliğin, galaksiye saldırısı gözlendi’

28
May
08

Samanyolu’nun halesindeki ipuçları

Samanyolu halesinin, galaksinin merkezine göre ters yönde dönen iki parçadan oluştuğu ve galaksilerin doğuş süreci konusunda bilim dünyasını aydınlatıcı değişik kimyasal bileşenlerden meydana geldiği belirlendi.

Uzay keşif programı Sloan Digital Sky Survey (SDSS) araştırmasından Timothy Beers, Daniel Carollo ve meslektaşları, Dünya’nın parçası olduğu yıldızlardan meydana gelen diskin, Samanyolu’nun merkezinin çevresinde saatte 800 bin km hızla, galaksinin merkezinden 50 bin ışık yılı uzaktaki iç halenin de aynı yönde, ancak yıldız diskinden daha yavaş, saatte 80 bin km hızla döndüğünü anlattı.

Galaksinin merkezinden 65 bin ila 300 bin ışıkyılı uzaktaki dış halenin ise ters yönde ve saatte 165 bin km hızla döndüğünü belirten bilim adamları, Samanyolu’nun dış sınırlarındaki 20 bin yıldızı incelediklerini ve iç haledeki yıldızların, dış haledeki yıldızlardan, 3 kez daha ağır atomlar içerdiklerini ve demir ile kalsiyum gibi maddelere sahip olduklarını kaydetti.

Amerikan Yale Üniversitesi’nden Jason Tumilson da gözlemlerinde ABD’nin New Mexico eyaletindeki Apache Point’de bulunan 2,5 metre çaplı teleskobu kullanan SDSS ekibinin, böylelikle Samanyolu’nun tek bir aşamadan oluşmadığını şüpheye yer bırakmayacak biçimde ispatladıklarını belirti. Okumaya devam edin ‘Samanyolu’nun halesindeki ipuçları’

28
May
08

Jüpiter’de 3. kırmızı leke

Jüpiter’de meydana gelen atmosfer haraketleri, yeni ve 3. bir “kırmızı leke” oluşturdu.
Güneş Sistemi’nin en büyük, Güneş’ten uzaklığına göre 5. sırada bulunan ve adını Roma tanrılarının en büyüğünden alan Jüpiter’de meydana gelen atmosfer haraketleri, yeni ve 3. bir “kırmızı leke” oluşturdu.

Güneş Sistemi’ndeki tüm gezegenlerin toplam kütlesinin 2,5 katına sahip gaz devi Jüpiter’deki yüzlerce yıllık Büyük Kırmızı Leke ile 2 yıl önce oluşan “Red Jr”un (Küçük Kırmızı) arasına katılan yeni kırmızı leke, diğer ikisinden daha küçük ve Büyük Kırmızı’nın solunda yer alıyor.

ABD’nin Baltimore eyaletinde kurulu Space Telescope Science Institue tarafından yapılan açıklamada, kırmızı noktanın başta beyaz renkli olduğu belirtilerek, lekenin kırmızı renge dönüşmesinin, fırtına bulutlarının, Büyük Kırmızı Leke’nin üzerindeki bulutlarla aynı enleme geldiğini gösterdiği kaydedildi. Okumaya devam edin ‘Jüpiter’de 3. kırmızı leke’

26
May
08

Mars mikrobik yaşam için mükemmel

ANKARA – NASA’da görevli bilim adamları Amerikan Jeofizik Birliği’nin bir toplantısında yaptıkları açıklamada, Spirit’in inceleme yaptığı bir toprak parçasında, mikrobik yaşam için geçmişte mükemmel bir çevrenin kanıtlarının bulunduğunu düşündüklerini belirttiler. Mars robotunun bulduğu tortuların büyük olasılıkla, sıcak kaynak suyu veya buhar volkanik kaya ile temasa geçince oluştuğunu söyleyen Mars robot programında görevli bilim adamlarından Steve Squyres, Dünya’da bu tip yerlerin bakteriyle dolu olduğunu anımsatarak, “Bu bizi çok heyecanlandırıyor” diye konuştu.

NASA’nın robot programında görevli araştırmacılar, Mayıs ayında, Mars toprağında normalden daha parlak görünen bir toprak parçası üzerinde çalıştıklarını açıklamışlardı. İncelemeleri sonunda buranın, camın ana maddesi olan silisyum açısından zengin bir toprak olduğunu belirten araştırmacılar, Spirit ile bu toprak parçası üzerinde ve yakındaki kayalarda, fazladan kanıt için incelemelerini sürdüreceklerini bildirmişlerdi. Okumaya devam edin ‘Mars mikrobik yaşam için mükemmel’

24
May
08

İlk yıldızlar büyük ve karanlıktı

ABD’nin Utah Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, yaklaşık 13 milyar yıl önce doğan ilk yıldızlar, Güneş’ten 400 ila 200 bin kez büyüktü ve ağırlıklı olarak evrenin çoğunu oluşturduğu tahmin edilen “karanlık maddeden” meydana geliyorlardı.

Astrofizikçi Paolo Gondolo başkanlığındaki bir ekip tarafından ünlü Grateful Dead grubunun “Dark Star” adlı şarkısından esinlenilerek “karanlık yıldızlar” adı verilen bu gökcisimlerinin hala varlıklarını sürdürüyor olabilecekleri belirtiliyor. Sadece uzay merkezli teleskoplarca tespit edilebilen bu karanlık yıldızlar, ışık yaymak yerine kızılötesi enerji ve ısıyı emiyorlar.

Bulgularını, Physical Review Letters dergisinin gelecek ayki sayısında yayınlayacaklarını belirten Gondolo, araştırmalarının sonuçlarının, ilk yıldızların oluşumu için şu anda geçerli olan teoriyi değiştirebileceğine dikkati çekti. Okumaya devam edin ‘İlk yıldızlar büyük ve karanlıktı’

22
May
08

Hipernovanın görkemli patlamaları incelendi

Araştırmalarını saygın İngiliz dergisi Nature’da yayımlayan Amerikalı astronomlar, geçen yıl 18 Eylül’de gözlemlenen, 240 milyon ışık yılı uzakta NGC 1260 galaksisindeki SN2006gy süpernovasının, Güneş’n 50 milyar katı yoğunlukta parlaklığa ulaştığını tespit ederek, yıldızların ölümü konusundaki teoride önemli bir noktayı belirlediler.

Güneş’ten en az 100 kez daha büyük olan ve şimdiye kadar gözlemlenen süpernovaların 100 katı ışık saçan bu yıldızın en az 6 kez patladığını belirten California Üniversitesi’nden Stan Woosley, oluşturdukları modele göre, Güneş’in 90 ila 130 katı büyük kütleye sahip sıra dışı yıldızlar için böyle bir senaryonun geçerli olduğunu kaydetti. Okumaya devam edin ‘Hipernovanın görkemli patlamaları incelendi’

20
May
08

Ay’dan Dünya’nın doğuşu görüntülendi

TOKYO – JAXA’nın yayınladığı görüntülerin alt bölümünde Ay yüzeyi, ufukta da her sabah yeryüzünde güneşin doğuşu gibi, ‘Dünya’nın doğuşu’ an be an görülüyor. İlk kez böylesine yüksek görüntü kalitesiyle çekilen film, JAXA ve Japon radyo televizyon kurumu NHK’nin teknik imkanlarıyla uzaydan Dünya’ya geçildi.

14 Eylül’de Japon yapımı H-2A füzesiyle fırlatılan Kaguya uzay aracı, Ekim başında Ay’ın çekimine girdikten sonra, Dünya’nın uydusundan 100 kilometre kadar mesafede, gözlem için istikrarlı yörüngeye oturmuştu.

İsmini geleneksel bir Japon hikayesindeki bir prensesten alan Kaguya, Ay yüzeyinin ve alt tabakasının ayrıntılı haritasını çıkaracak.

ABD’nin 1960 ve 1970’li yıllardaki Apollo programlarından beri en önemli Ay projesi olarak sunulan Kaguya projesi 1 yıl sürecek. NTV

20
May
08

1 SMS 5 YTL, 1923′e boş mesaj at, sen de bir fidan dik !

Yeşil Bir Türkiye İçin
Ağaçlandırma Seferberliğine
Sen de Katıl..


 

Ağaçlandırma Seferberliği Başladı!..
Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberliği yurt genelinde başlatıldı. Eylem planı kapsamında 5 yılda 2 milyon 300 hektarlık alanda erozyon kontrolü, ağaçlandırma ve ormanların iyileştirilmesi çalışmaları (rehabilitasyon) yürütülecektir.

 

Kampanyaya destek verecekler için;

SMS: 1923 (Tüm Operatörler için 1 SMS 1 Fidan: 5 YTL)

Hesap No: T.C. Ziraat Bankası, 1923

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı

17
May
08

Uzaylılar müzesi ziyaretçi rekoru kırıyor

Denizli UFO Müzesi sorumlusu Kemal Kerem Dalyan, yerli ve yabancı bilimadamlarının birikimleriyle oluşturulan müzenin amacının “insanlığı geleceğe doğru bilgilendirmek” olduğunu söyledi; ziyaretçilerin “uzaylılarla ilgili bilgiler” almaktan memnun olduğunu belirtti.

Dalyan, “Müzemizi bugüne kadar yaklaşık 25 bin kişi ziyaret etti. Özellikle halkımızı müzeye bekliyoruz. Çünkü geleceklerine hitap eden bir müze.

Geldikleri zaman kafalarındaki soru işaretleri gidecek ya da bilgi dağarcıklarına daha yeni bilgiler eklemiş olacaklar” diye konuştu.

Ücretsiz olarak gezilebilen müzede, dünyada konuyla ilgili araştırmalar yapan kurum ve kuruluş arşivleri, eski çağlardan bugüne UFO ve dünya dışı varlıklarla ilgili fotoğraflar, belgeler ve resmi raporlar bulunuyor.

Ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği bir diğer bölümde ise ağzında sigarayla oturmuş halde düşünen uzaylı heykeli, UFO gerçeğini yansıtan arkeolojik kalıntıların modelleri, ABD’nin Roswell kentinde düştüğü iddia edilen uçan dairenin temsilinin yanı sıra uzaylılara yapılan otopsi, kaçırılan bir dünyalıya uzaylıların yaptığı deney, gözlem raporlarına dayanan uzaylı varlık tipleri ile uçan daire maketleri yer alıyor.

NTV

17
May
08

Gökyüzündeki yıldızların yüzde 5’ini görüyoruz

TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG) Müdürü Prof. Dr. Zeki Eker, tarihte insanların yaşamlarını yıldızlara göre düzenlediklerini, Suudi Arabistan gibi çöl ülkelerinde yolculukların geceleri yıldızlara bakılarak yapıldığını anlattı.

İnsanların bu dönemde yıldızlara isimler verdiklerini, haftanın günlerine verilen isimlerin de yıldızlardan geldiğini belirten Prof. Dr. Eker, şöyle konuştu:
“Gökyüzünde takım yıldızları arasında hareket eden gök cisimleri var. Güneş, Ay, Mars, Merkür, Venüs, Jüpiter gibi. İnsanlar gökyüzünde gördükleri hareketli cisimlerin yıldızlardan farklı olduğunu anlamışlar ve onları tanrı olarak isimlendirmişler. Mars’a savaş, Venüs’e güzellik tanrısı demişler. Bütün tanrılara gün vermişler. Bu izler günümüzde de hala var. İngilizce’de Wednesday, Venüs günü, Saturday, Satürn günü demek.” Okumaya devam edin ‘Gökyüzündeki yıldızların yüzde 5’ini görüyoruz’

15
May
08

Galaksimiz Samanyolu

Şehir ışıklarından uzakta Ay’ın olmadığı açık bir gecede, gökyüzünü bir baştan öbür başa kuşatan puslu, parlak bir şeriti sık sık görebiliriz. Eski insanlar bunu sütyolu “Milkway” olarak isimlendirmişlerdir. Bugün, bu puslu şeritin Güneşin de içinde bulunduğu birkaç yüz milyon yıldızı içeren, disk şeklinde bir görünüm olduğunu biliyoruz.

Bir teleskop ile Samanyolunu inceleyen ilk astronom Galileo, Samanyolunun sayısız yıldızlardan ibaret olduğunu keşfetti. 1780`li yıllarda William Herchel gökyüzünün 683 bölgeye ayırıp, bu bölgelerin her birindeki yıldızları sayarak Güneş’in Galaksideki yerini çıkarmaya çalıştı. Hershel, Galaksinin merkezine doğru yıldızların sayıca, büyük yoğunlukta olduğunu daha küçük yıldız yoğunluklarının ise Galaksinin sınırına doğru görüleceğini düşündü. Fakat, tüm Samanyolu boyunca kabaca, aynı yıldız yoğunlukları buldu. Buradan hareket ederek, Güneş’in Galaksimizin merkezinde bulunduğunu ortaya çıkardı. 1920` li yıllarda Hollandalı Astronom Kapteyn, çok sayıdaki yıldızların parlaklığını ve hareketlerini analiz ederek, Herschel`in görüşlerini doğruladı. Kapteyn`e göre Samanyolu yaklaşık 10 kpc (kiloparsek) çapında ve 2 kpc kalınlığında olup merkezi civarında Güneş bulunmaktadır. Hem Herschel hem de Kapteyn Güneş’in Galaksimizin merkezinde olduğu fikrinde yanıldılar. Trumpler, yıldız kümeleri ile ilgili çalışmalarında uzak kümelerin beklenildiğinden daha sönük göründüklerini keşfetti. Sonuç olarak, Trumpler yıldızlar arası uzayın mükemmel bir vakum olmadığını uzak yıldızlardan gelen ışığı absorblayan, toz ortamın olduğu sonucunu çıkardı. Bu toz partikülleri Galaksi düzleminde yoğunlaşmıştır.Yıldız ışığının, yıldızlararası ortam tarafından absorblanması sönükleşme olarak bilinir. Okumaya devam edin ‘Galaksimiz Samanyolu’

08
May
08

Mars’ın En Büyük Uydusu

(Haber Alemi) Mars’ın yörüngesinde iki yıldır dolaşan NASA’nın Mars Yörünge Kaşifi (Mars Reconnaissance Orbiter-MRO), Kızıl Gezegen’in en büyük Ay’ı Phobos’un ilk kez net ve ayrıntılı görüntüsünü yakaladı.

MRO’nun Dünya’ya geçtiği fotoğrafta, Phobos’un üzerinde 9 km. genişliğindeki dev krater en çok dikkati çeken özellik olarak görülürken, Kızıl Gezegen’in uydusunun yüzeyindeki bir dizi oyuk ve krater zincirinin bilim çevrelerine tartışma konusu olacağı sanılıyor.

06
May
08

Phoenix, 25 Mayıs’ta Mars’a inecek

NASA’nın geçen Ağustos’ta fırlattığı yeni Mars fatihi Phoenix (Anka Kuşu) uzay aracı, her şey yolunda giderse 25 Mayıs’ta Kızıl Gezegen’in kuzey kutbu yakınlarına inecek.
Mars’ın bu bölgesinin bir zamanlar mikrobik yaşam için uygun koşullar sağlayıp sağlamadığını yerinde inceleyecek Phoenix, hedefine başarılı bir yumuşak iniş yaparsa bu 1976’da Viking 2 ve 1999’da Mars Polar Lander uzay araçlarının Kızıl Gezegen’e inişi sırasında parçalanmasından bu yana, ilk motorlu iniş olacak.
NASA’nın Pasadena’daki Jet Motorları Laboratuvarından Phoenix projesi direktörü Barry Goldstein, uzay aracının şimdiye dek sorunsuz gittiğini, ancak inişin ne kadar yumuşak olacağını düşününce endişelendiklerini ve heyecanlandıklarını söyledi.

Nisan başında güzergahını bir miktar değiştiren Phoenix’in 10 Mayıs’tan başlayarak üç cumartesi arka arkaya roketlerini ateşleyeceğini belirten Goldstein, uzay aracının çok düzgün ilerlediğini, bu nedenle belki manevralardan birine gerek kalmayacağını kaydetti.

Mars’a son inen NASA’nın ikiz robotları Spirit ve Opportunity ile kaybolan İngiliz uzay aracı Beagle 2’nin tersine Phoenix, Kızıl Gezegen’in yüzeyine inişini yumuşatmak için hava yastığı kullanmayacak. Phoenix, bunun yerine son ana kadar yumuşak iniş için motorlarını kullanarak, bir ilki yerine getirmeye çalışacak. Okumaya devam edin ‘Phoenix, 25 Mayıs’ta Mars’a inecek’

06
May
08

Bilim dünyası bunları düşünüyor

(Haber Alemi) İngiliz The Times gazetesi, bilim dünyasının hayat, evren ve gelecek hakkındaki en temel sorularını kendi alanlarında en deneyimli uzmanlara sordu..

KANSER TEDAVİ EDİLEBİLECEK Mİ?

Kanser hakkında 25 önce hayal bile edilemeyecek kadar geniş bir bilgiye sahibiz. Yeterli zaman ve yatırımla bilim adamları gelecekte kanserin sebebini bulup tedavi geliştirebilir. Önümüzdeki yüzyılda küçük bir kan testi ile birkaç dakikada kansere erken teşhis de koyulabilecek.
- Barts Kanser Merkezi Enstitüsü Prof. Fran Balkwill

SONSUZA KADAR YAŞAYABİLİR MİYİZ?

Ölümsüzlük için umut, kök hücre teknolojisine bağlı. Son 10 yıl içinde inanılmaz gelişen teknoloji sayesinde kalp hastalıklarından kansere birçok hastalığa çözüm bulunacağı tahmin ediliyor. 50 yıl içinde doğacak olan bebeklerin ortalama 100 yıllık bir ömrü olacağı öngörülüyor .
- Londra King’s Koleji Kök Hücre Biyoloji Laboratuarı yöneticisi Dr. Stephen Minger

EVREN NASIL YOK OLACAK?

13 milyar yıl önce meydana gelen “Büyük Patlama” dan sonra evren bugün hala genişlemeye devam ediyor. Birçok uzman evrenin nasıl oluştuğunu inceleyerek nasıl yok olacağını öngörmeye çalışıyor. Evrenin sonu için dört olasılık var: Okumaya devam edin ‘Bilim dünyası bunları düşünüyor’

04
May
08

Pioneer’ları yavaşlatan bilinmeyen güç

(Bilim.org) Pioneer 10 ve 11 neden yavaşlıyor?

Astronomi ve fiziğin en ilginç problemlerinden biri Pioneerlerin neden yavaşladığıdır. NASA tarafından 1972 ve 1973 yıllarında fırlatılan Pioneer 10 ve 11′in telemetrelerini inceleyen mühendisler araçların bilinmeyen bir nedenle yavaşladığını tespit etmişlerdi. Her sene araçlar bulunmaları gerekenden 8.000mil (12.875km) geride kalıyorlardı. Bu sabit yavaşlamanın nedenleri hala bilinmiyor fakat açıklamak için teoriler üretiliyor veya teoriler bu bilgilere göre biçimlendiriliyor. En önemli iki teori de Karanlık Madde ve MOND. Yeni bir teori de ışık hızının anlık hızlanması. Eğer Pioneerlerin bilgileri Dünya’ya gelirken bir nedenle hızlanırsa bu sefer araç bize daha yakın gözükecektir.

Bilgilerin eksikliği ve uzay araçlarının rotalarındaki karmaşık manevraları yeni teorilerin oluşumunu zorlaştırıyor. John Anderson ve teorik fizikçi Michael M. Nieto fikirleri filtrelemeye karar verdiler. Filtreleme taktiği olarak da değişik fikirlerin üreteceği bu bilinmeyen gücün yönünü kullandılar: Okumaya devam edin ‘Pioneer’ları yavaşlatan bilinmeyen güç’

02
May
08

Bir zamanlar Venüs, Dünya gibiydi

(Bilim.org) Oxford Üniversitesi bilimadamları Nature dergisinde yayınladıkları makalede, Venüs’ün bir zamanlar Dünya gibi yaşanır bir yer olduğuna dair kanıtlar elde ettiklerini açıkladılar.

Bir Avrupa uzay aracından elde edilen bilgilere göre, Venüs gezegeni, Dünya’ya şimdiye kadar tahmin edilenden daha çok benziyor. Gezegenin milyonlarca yıl önce atmosfer ve yaşama elverişlilik açısından Dünya’nın bugünkü hali gözönünde bulundurulduğunda neredeyse “ikizi” olduğu söyleniyor. Fakat sera etkisi, atmosferik erozyon, solar radyasyon ve gezegen rotasyonunun yavaş olması sonucu Venüs’ün Dünya’dan daha farklı bir gelişim izlediği söyleniyor.

Bugün Venüs’te su bulunmuyor, ve sıcaklık kurşunu eritecek kadar yüksek. Gezegende sık sık tayfun şiddetinde rüzgarlara ve şimşeklere rastlanıyor.

Oxford Üniversitesi Fizik Bölümü’nden Prof. Fred Taylor, ulaştıkları yeni bilgilerin VIRTIS adlı bir spektrometre tarafından sağlandığını söyledi.




BAŞBUĞ TV

bozkurt_atsiz

BAŞBUĞ TV'yi izlemek için TIKLAYIN.

BAŞBUĞ TV Facebook sayfasına buradan erişebilirsiniz.

SONTEKNOLOJİ – FACEBOOK

ROBOT-1 facebook

KATEGORİLER

MEDIALINE PRODUCTION DIGITAL MEDIA STREAMING SERVICE

MEDIALINE PRODUCTION DIGITAL MEDIA STREAMING SERVICE

Facebook'ta reklam verin, Türkiye genelinde 12 milyon kullanıcıya erişin !

RSS VETEKNOLOJİ

  • An error has occurred; the feed is probably down. Try again later.

RSS NTV – İNTERNET

  • An error has occurred; the feed is probably down. Try again later.

BURADA

web tracker