<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Allah'ın Kevni Ayetleri</title>
	<atom:link href="http://allahinayetleri.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://allahinayetleri.wordpress.com</link>
	<description>"De ki: Yeryüzünde dolaşın da yaratılışın nasıl başladığına bir bakın" Ankebut,20</description>
	<pubDate>Sun, 22 Jun 2008 23:38:48 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=MU</generator>
	<language>tr</language>
			<item>
		<title>And Kedisi (Leopardus jacobitus yada Oreailurus jacobita)</title>
		<link>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/22/and-kedisi-leopardus-jacobitus-yada-oreailurus-jacobita/</link>
		<comments>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/22/and-kedisi-leopardus-jacobitus-yada-oreailurus-jacobita/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2008 23:38:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kedi]]></category>

		<category><![CDATA[Ant Kedisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://allahinayetleri.wordpress.com/?p=143</guid>
		<description><![CDATA[And Kedisi (Leopardus jacobitus ya da Oreailurus jacobita), kedigiller familyasından Güney Amerika’ya özgü bir tür. And kedisi, Güney Amerika’nın görece zor geçiş imkanı veren And bölgelerinde yaşar. Bu yüzden hakkındaki bilimsel veriler halen daha tam belli değildir. Örneğin türün ilk film kayıtları, henüz 2000′den sonraki yıllarda Christian Baumeister tarafından oluşturulmuştur.
Özellikleri
And kedisi, aynı bölgede yaşayan pampa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img class="alignleft" style="float:left;margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/and-kedisi.jpg?w=244&h=195" alt="" width="244" height="195" />And Kedisi (Leopardus jacobitus ya da Oreailurus jacobita), kedigiller familyasından Güney Amerika’ya özgü bir tür. And kedisi, Güney Amerika’nın görece zor geçiş imkanı veren And bölgelerinde yaşar. Bu yüzden hakkındaki bilimsel veriler halen daha tam belli değildir. Örneğin türün ilk film kayıtları, henüz 2000′den sonraki yıllarda Christian Baumeister tarafından oluşturulmuştur.</p>
<p>Özellikleri</p>
<p>And kedisi, aynı bölgede yaşayan pampa kedisine oldukça benzer. Tam olarak farklılıkları henüz kesinleşmemiştir. Müzelerde inceleme objesi olarak çok az sayıda örnek mevcut olduğundan, bilimsel çalışmalar halen yürütülmektedir.</p>
<p>Gövde boyu yaklaşık 70-75 cm, kuyruk uzunluğu 45 cm’dir. Ağırlığı 4-7 kg gelir. Kürkü uzun kıllı (soğuktan korumalı), ana renk tonu boz-kahve olup siyah lekeler bulunur. Kuyruğunda halka şeritler vardır.<span id="more-143"></span></p>
<p>Dağılım</p>
<p>And kedisi, Güney Amerika’nın en ender bulunan kedi türüdür. Anavatanı And bölgeleri olup dağılımı, Güney Peru’dan başlayıp Güneybatı Bolivya üzerinden Kuzeybatı Arjantin’e kadar uzanır. Yaşamak için 3000 ile 5000 metre arasındaki yüksek bölgeleri tercih eder.</p>
<p>Beslenme</p>
<p>And kedisi küçük memeli hayvanlarla beslenir. Diğer kedilere benzer şekilde çok çevik ve hareketlidir.</p>
<p>Koruma</p>
<p>Kesin olmayan bilgilerle, sayılarının çok az olduğu tahmin edilir. Bu yüzden CITES sözleşmesinin Ek.I listesine alınmıştır. Bununla, bu türden imal edilmiş her türlü ürünün ticareti yasaklanmıştır. Bu yasak, hertürlü özel satışı ve bu hayvanın kullanılmasıyla elde edilen eşyaların özel satışını da kapsar.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org/and-kedisi-leopardus-jacobitus-ya-da-oreailurus-jacobita/" target="_blank">Buzlu.org</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/allahinayetleri.wordpress.com/143/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/allahinayetleri.wordpress.com/143/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/allahinayetleri.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/allahinayetleri.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/allahinayetleri.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/allahinayetleri.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/allahinayetleri.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/allahinayetleri.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/allahinayetleri.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/allahinayetleri.wordpress.com/143/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/allahinayetleri.wordpress.com/143/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/allahinayetleri.wordpress.com/143/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=allahinayetleri.wordpress.com&blog=3607966&post=143&subd=allahinayetleri&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/22/and-kedisi-leopardus-jacobitus-yada-oreailurus-jacobita/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/aliaksoy-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/and-kedisi.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Radyoaktivite</title>
		<link>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/18/radyoaktivite/</link>
		<comments>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/18/radyoaktivite/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 23:34:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>

		<category><![CDATA[Atom]]></category>

		<category><![CDATA[Elektron]]></category>

		<category><![CDATA[Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Nötron]]></category>

		<category><![CDATA[Nükleer Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Radyasyon]]></category>

		<category><![CDATA[Radyoaktivite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://allahinayetleri.wordpress.com/?p=141</guid>
		<description><![CDATA[Radyoaktiflik: Bazı elementler dışarıdan müdahale olmadığı halde gözle görünemeyen bir ışınım yaparlar, bu tür elementlere “radyoaktif element” ışınım yayma olayına ise “radyoaktiflik” (doğal radyoaktiflik) denir. Nötron ve proton sayıları birbirine eşit olmayan elementlere karasız elementler denir, kararsız elementler kararlı hale geçebilmek için ışınım yaparlar ve bu yüzden radyoaktiftirler, ayrıca atom numarası 83′den büyük olan tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img class="alignleft" style="float:left;margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/radyoaktivite.jpg?w=269&h=257" alt="" width="269" height="257" />Radyoaktiflik: Bazı elementler dışarıdan müdahale olmadığı halde gözle görünemeyen bir ışınım yaparlar, bu tür elementlere “radyoaktif element” ışınım yayma olayına ise “radyoaktiflik” (doğal radyoaktiflik) denir. Nötron ve proton sayıları birbirine eşit olmayan elementlere karasız elementler denir, kararsız elementler kararlı hale geçebilmek için ışınım yaparlar ve bu yüzden radyoaktiftirler, ayrıca atom numarası 83′den büyük olan tüm elementler radyoaktiftir.<br />
Karalı bir atom çekirdeği üzerine alfa, proton ve nötron gibi ışınlar gönderilirse atom kararsız hale gelir. Bu olaya “yapay radyoaktiflik” denir.</p>
<p>Radyoaktif Işımalar:<br />
Dört çeşit radyoaktif ışıma vardır,<br />
1. Alfa Işıması: Alfa ışıması bir atomun 2 proton ve 2 nötron fırlatması olayıdır. Alfa taneciği +2 yüklü dir. Alfa ışıması yapan bir atomun atom numarası 2, kütle numarası 4 azalır.<span id="more-141"></span><br />
2. Beta Işıması: Beta ışıması atom çekirdeğindeki bir nötronun protona dönüşmesi sırasında oluşan elektronun fırlatılması olayıdır. Beta ışıması yapan atomun atom numarası 1 artar kütle numarası değişmez.<br />
3. Gama Işıması: Yüksek enerjili haldeki bir atom gama ışıması yaparak düşük enerjili hale geçer. yüksüz bir tanecik olan gama ışıması yapan atomun atom ve kütle numarası değişmez.<br />
4. Pozitron Işıması: Çekirdekteki bir protonun bir nötrona dönüşmesi sırasında oluşan 1 pozitronun fırlatılması olayıdır. Pozitron tüm özellikler olarak nötrona benzeyen fakat yükü + olan bir taneciktir. Pozitron ışıması yapan atomun atom numarası 1 azalır, kütle numarası değişmez.<br />
Diğer radyoaktif olaylar aşağıdaki gibidir.</p>
<p>Proton Atılması: Atom çekirdeğindeki 1 protonun dışarı atması olayıdır. Proton atılması olayından sonra atom ve kütle numarası 1 azalır.<br />
Nötron Atılması: Atom çekirdeğindeki 1 nötronun dışarı atılması olayıdır. Nötron atılması olayından sonra atom numarası değişmez, kütle numarası 1azalır.<br />
Elektron Yakalama: Atomun en düşük enerji düzeyine (K tabakası) sahip 1 elektronun, çekirdek tarafından yakalanması olayına elektron yakalama denir.</p>
<p>Yakalanan elektron çekirdekteki bir protonla birleşerek 1 nötron oluşturur. Elektron yakalama olayından sonra atom numarası 1 azalır, kütle numarası değişmez. Yakalanan elektronun boşalttığı yere daha yüksek enerji düzeyine sahip olan bir elektron geçer ve bu elektron yüksek enerjili düzeyden düşük enerjili düzeye geçerken K radyasyonlu X ışını yayılmasına neden olur.</p>
<p>Yarılanma Süresi: Radyoaktif bir elementin atomlarının başka bir elemente yada kendi izotopuna dönüşmesi sonucunda, atom sayısının başlangıçtakinin yarısına düşmesi için geçen süreye yarılanma süresi denir. Her radyoaktif element için yarılanma süresi farklı ve sabittir, dış etkilere bağlı olarak değişmez. Bu nedenle yarılanma süresi radyoaktif elementler için ayırt edici bir özelliktir.<br />
Yarılanma süresi formülleri;</p>
<p>m = Kalan madde miktarı<br />
mo = Başlangıçtaki madde miktarı<br />
n = Yarılanma sayısı<br />
= Geçen toplam zaman<br />
t = Yarılanma süresi<br />
Çekirdek Tepkimeleri: Fizyon (Bölünme) Tepkimesi: Büyük kütleli kararsız atom çekirdeklerinin bölünerek küçük kütleli ve kararlı atom çekirdekleri oluşturmasına fizyon denir. Atom bombası fizyon tepkimesi olayına bir örnektir.</p>
<p>Füzyon (Birleşme) Tepkimesi: Küçük kütleli karasız atom çekirdeklerinin bir araya gelerek büyük kütleli ve karalı atom çekirdekleri oluşturması olayına füzyon tepkimesi denir. Hidrojen bombası ve güneşin eneri üretme yöntemi füzyon olayı ile açıklanabilir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org/radyoaktivite/" target="_blank">Buzlu.org</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/allahinayetleri.wordpress.com/141/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/allahinayetleri.wordpress.com/141/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/allahinayetleri.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/allahinayetleri.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/allahinayetleri.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/allahinayetleri.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/allahinayetleri.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/allahinayetleri.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/allahinayetleri.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/allahinayetleri.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/allahinayetleri.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/allahinayetleri.wordpress.com/141/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=allahinayetleri.wordpress.com&blog=3607966&post=141&subd=allahinayetleri&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/18/radyoaktivite/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/aliaksoy-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/radyoaktivite.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Antartika kıtası</title>
		<link>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/15/antartika-kitasi/</link>
		<comments>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/15/antartika-kitasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jun 2008 23:23:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kıtalar]]></category>

		<category><![CDATA[Yeryüzü]]></category>

		<category><![CDATA[Antartika]]></category>

		<category><![CDATA[Dünya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://allahinayetleri.wordpress.com/?p=139</guid>
		<description><![CDATA[Güney Kutbu çevresinde, 13.5 -14 milyon km2, yüzölçümünde buzlarla kaplı bir kara parçası. Ortalama yüksekliği 2.200 metredir. Antarktika’yı geniş okyanuslar çevreler ve onu öteki kara parçalarından ayırır. Bu bölgeye en fazla sokulan kıt’a Güney Amerika’dır. İki kıta arasında bazı takımadalar bulunur.
Antarktika, Ross ve Weddell denizleri ile iki bölüme ayrılır. Atlas Okyanusu tarafında bulunan Weddell Denizinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img class="alignleft" style="float:left;margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/antartika.jpg?w=266&h=226" alt="" width="266" height="226" />Güney Kutbu çevresinde, 13.5 -14 milyon km2, yüzölçümünde buzlarla kaplı bir kara parçası. Ortalama yüksekliği 2.200 metredir. Antarktika’yı geniş okyanuslar çevreler ve onu öteki kara parçalarından ayırır. Bu bölgeye en fazla sokulan kıt’a Güney Amerika’dır. İki kıta arasında bazı takımadalar bulunur.</p>
<p>Antarktika, Ross ve Weddell denizleri ile iki bölüme ayrılır. Atlas Okyanusu tarafında bulunan Weddell Denizinin ayırdığı bölüme Batı Antarktika, Büyük Okyanus tarafından bulunan Ross Denizinin ayırdığı bölüme de Doğu Antarktika denir. Bunlar arasında bir bağlantı bulunup bulunmadığı henüz bilinmemektedir.<span id="more-139"></span></p>
<p>Dünyanın en sert ve en soğuk bir iklimine sahiptir. Yazın bile soğuklar fazladır. Ayrıca bu bölgede, şiddetli ve uzun süren kar fırtınaları da görülür. Bu bakımdan Antarktika’nın kıyılan bile insan hayatına elverişli değildir. Bugünkü şartlar altında burada kimse sürekli olarak yaşayamaz. Toprak hiç erimeyen buzlarla kaplı olduğundan bitki hayatından eser yoktur. Fakat denizlerde balinalar, deniz kuşları ve foklar bulunur.</p>
<p>1775 yılından bu yana birçok kâşifler tarafından çeşitli yerleri keşfedilmiştir. Norveçli gezgin Roald Amundsen, ilk olarak 1911 yılında Güney Kutup Bölgesine ulaşmıştır. İkinci Dünya Savaşının sona ermesiyle de Amerika Birleşik Devletleri kutup araştırmalarına daha çok önem verdiğinden bu bölgede çeşitli araştırmalar yapılmıştır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org/antartika-kitasi/" target="_blank">Buzlu.org</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/allahinayetleri.wordpress.com/139/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/allahinayetleri.wordpress.com/139/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/allahinayetleri.wordpress.com/139/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/allahinayetleri.wordpress.com/139/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/allahinayetleri.wordpress.com/139/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/allahinayetleri.wordpress.com/139/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/allahinayetleri.wordpress.com/139/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/allahinayetleri.wordpress.com/139/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/allahinayetleri.wordpress.com/139/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/allahinayetleri.wordpress.com/139/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/allahinayetleri.wordpress.com/139/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/allahinayetleri.wordpress.com/139/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=allahinayetleri.wordpress.com&blog=3607966&post=139&subd=allahinayetleri&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/15/antartika-kitasi/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/aliaksoy-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/antartika.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Satürn’ün uydusu Titan’da su olasılığı</title>
		<link>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/12/saturn%e2%80%99un-uydusu-titan%e2%80%99da-su-olasiligi/</link>
		<comments>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/12/saturn%e2%80%99un-uydusu-titan%e2%80%99da-su-olasiligi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2008 00:14:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>

		<category><![CDATA[Satürn]]></category>

		<category><![CDATA[Su]]></category>

		<category><![CDATA[Titan]]></category>

		<category><![CDATA[Uzayda Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://allahinayetleri.wordpress.com/?p=209</guid>
		<description><![CDATA[Satürn’ün uydusu Titan’ı kaplayan kalın buz tabakasının altında gizli kalmış, derin bir okyanus olabilir.
Science dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, Cassini - Huygens uzay aracının gönderdiği radar kayıtları, bu tahminleri güçlendiriyor.
Cassini-Huygens uzay aracı, Amerikan, Avrupa ve İtalyan uzay Ajansları’nın ortak projesi olarak 1997 yılında uzaya yollandı.
2004 yılında Satürn ve çevresinde incelemelerine başlayan Cassini’den gelen veriler sonucu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/saturn.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-210" style="float:left;margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/saturn.jpg?w=300&h=225" alt="" width="300" height="225" /></a>Satürn’ün uydusu Titan’ı kaplayan kalın buz tabakasının altında gizli kalmış, derin bir okyanus olabilir.</p>
<p>Science dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, Cassini - Huygens uzay aracının gönderdiği radar kayıtları, bu tahminleri güçlendiriyor.</p>
<p>Cassini-Huygens uzay aracı, Amerikan, Avrupa ve İtalyan uzay Ajansları’nın ortak projesi olarak 1997 yılında uzaya yollandı.</p>
<p>2004 yılında Satürn ve çevresinde incelemelerine başlayan Cassini’den gelen veriler sonucu, o zamanlar, uydunun yüzeyinin bir hidrokarbon okyanusuyla kaplı olduğu düşünülmüştü.</p>
<p>Bir yıl sonra, Cassini’den Huygens gözlem aracının Titan’ın yüzeyini incelemeye gönderilmesiyle bambaşka bir tablo ortaya çıktı.<span id="more-209"></span></p>
<p>Yüzeyin büyük bölümünün katı; ama kanallar, kumullar, kraterler gibi jeolojik oluşumlarla kaplı olduğu belirlendi.</p>
<p>İşte uzmanlar, Titan’ın yüzeyindeki bu oluşumların, hareket halinde olduğunun anlaşılması üzerine uyduda su olabileceğini düşündüklerini söylüyorlar.</p>
<p>Titan, Dünya ile aynı yönde hareket eden Ay gibi, Satürn’e devamlı aynı yüzünü dönüyor.</p>
<p>Bu nedenle de bilim adamları, Cassini’den son gelen fotoğraflar ve verilerde, uydunun yüzeyinde varolduğu bilinen jeolojik oluşumların hareket halinde göründüğünü anlayınca şaşırdıklarını belirtiyorlar.</p>
<p>NASA’dan Christophe Sotin, dört yıl önce gözlemledikleri jeolojik oluşumların uydu üzerindeki konumlarının, yaklaşık 100 kilometre kaydığını tespit ettiklerini belirtiyor.</p>
<p>Su olduğunun doğrulanması, Titan’ın yaşam formunun oluşması için gereken iki bileşene- suya ve organik moleküllere sahip olduğu anlamına gelecek.</p>
<p>Güneş Sistemi’nde halihazırda Jüpiter’in üç uydusunun derin okyanuslara sahip olabileceği düşünülüyor.</p>
<p>Bunlar: Ganymede, Callisto ve Europa.</p>
<p>Titan’ın altında da Europa’da olduğu düşünülen su yatağına benzer yapıda bir okyanus olduğu görüşü hakim.</p>
<p>Kuşkusuz bu hala bir tahmin ve yüzeydeki değişikliklerin başka bir sebebi de olabilir.</p>
<p>Ama bilim adamları şimdilik en güçlü adayın okyanus teorisi olduğunda birleşiyor.</p>
<p>NTV</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/allahinayetleri.wordpress.com/209/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/allahinayetleri.wordpress.com/209/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/allahinayetleri.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/allahinayetleri.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/allahinayetleri.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/allahinayetleri.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/allahinayetleri.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/allahinayetleri.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/allahinayetleri.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/allahinayetleri.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/allahinayetleri.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/allahinayetleri.wordpress.com/209/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=allahinayetleri.wordpress.com&blog=3607966&post=209&subd=allahinayetleri&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/12/saturn%e2%80%99un-uydusu-titan%e2%80%99da-su-olasiligi/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/aliaksoy-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/saturn.jpg?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Akraba evliliği ve sakıncaları</title>
		<link>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/10/akraba-evliligi-ve-sakincalari/</link>
		<comments>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/10/akraba-evliligi-ve-sakincalari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2008 22:55:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[Doğum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://allahinayetleri.wordpress.com/?p=133</guid>
		<description><![CDATA[Akraba evliliği, olgusu, tıp bilimlerindeki çalışmaların ilerlemesiyle birlikte, toplumun gündeminde daha çok ilgilenilen bir konudur. Akraba evliliği, aslında, kökleri tarihte olan olgu olduğu için kültürel hayattaki görünümleri dilde, edebiyatta, halk biliminde oldukça yaygındır. Beşerî bilimlerin konuları, yapıları nedeniyle, diğer bilimlerin ve teknolojilerin konularıyla ortak alanlar oluşturabilmekte, yeni disiplinler ortaya çıkmaktadır. Akraba evliliği bağlamında da durum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img class="alignleft" style="float:left;margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/akraba-evliligi.jpg?w=290&h=290" alt="" width="290" height="290" />Akraba evliliği, olgusu, tıp bilimlerindeki çalışmaların ilerlemesiyle birlikte, toplumun gündeminde daha çok ilgilenilen bir konudur. Akraba evliliği, aslında, kökleri tarihte olan olgu olduğu için kültürel hayattaki görünümleri dilde, edebiyatta, halk biliminde oldukça yaygındır. Beşerî bilimlerin konuları, yapıları nedeniyle, diğer bilimlerin ve teknolojilerin konularıyla ortak alanlar oluşturabilmekte, yeni disiplinler ortaya çıkmaktadır. Akraba evliliği bağlamında da durum böyle bir görünüm sergilemekte, tıp sosyolojisi, tıp antropolojisi gibi alanlar şekillenmektedir. Tıp bilimleri, akraba evliliğinin sakıncalarına deyinse de, Türkiye’de ve diğer bazı kültürlerde akraba evliliğinin uzunca bir süre daha geçerli olacağını hesaba katmak gerekir.</p>
<p>Akraba evliliği doğrudan “akraba”, “aile” olguları ile ilgilidir, bu konulardaki tanımlar, yaklaşım biçimleri dil dünyası zenginliği ile bilimsel akıl yürütmelere ve açıklamalara olanak vermektir. Bu yazıda akraba evliliği ile ilgili belli başlı kavramlara, tıp sosyolojisi için çağrıştırdıklarına deyinilecek ve okuyucu için küçük bir kaynakça verilecektir.<span id="more-133"></span></p>
<p>2- Kavramlar<br />
2.1- Akraba<br />
Türk kültürüne akraba sözcüğü Arapça karîb (tür. yakın) sözcüğünün çoğul şekli olan akribâ’dan gelmektedir. Türkçe ses uyumundan dolayı akraba şeklini almıştır. Arapça’ da kurb sözü yakınlık anlamına gelmektedir. Türk kültürü içinde kullanılarak bir kavram haline gelen akraba sözcüğü, aynı zamanda antropoloji, sosyoloji, etnoloji gibi disiplinlerin önem verdiği konu olmuştur. Akraba kelimesi genel olarak, “kan ve evlilik yoluyla birbirine bağlı olan kimseler, hısım” olarak tanımlanmaktadır. Ancak hısım kavramına ayrıca deyinmek gerekir.</p>
<p>Akrabadan başka Arapça’dan Türkçe’ye geçen ve oldukça fazla kullanılan diğer bir kavram da hısımdır. Hısımlık, yakınlık, evlilik bağı ile olan yakınlık, soydaşlık, aralarında yakınlık bulunan kimseler anlamındadır Anadolu’nun bazı bölgelerinde akraba ve hısım aynı anlamda kullanılsa bile kan bağı olanlara akraba; aralarında kan bağı olmayanların evlilikleriyle oluşan, evlenen çocukların yakınlarına hısım dendiği bilinmektedir. Bazı akraba evliliklerinden dolayı taraflar biri birilerine “hem hısımız, hem akrabayız” demektedir. Bu ayrım evlilik öncesi ve sonrasında ailelerin birbirlerine göre konumlarına işaret eden ayırımdır.<br />
Türkçe’nin erken dönemlerinde bu kavramı yakın, yağuk sözcükleri karşılamış görünmektedir. Aynı zamanda yakın; akraba için, zaman için ve yer için kullanılmaktadır. “Yekke yakın kelse / biligke yakın / özke yakın” bunlara birkaç örnek olarak verilmektedir. (Clauson, 1972). Yakınlık da bu sözden türemiştir. Türkçede başka kavram ve terimler de kullanılmıştır: bunlardan soy ve sop sözcüklerini içeren bir kavram olarak oguş aile ve akrabalığa işaret etmektedir. Türkçenin erken dönemlerini dikkate alan birinci el sözlüklerde (Kaşgarlı Mahmud, Divan’ü Lügat’it Türk) ve Türkçe etimoloji çalışanlarda (J. Nemeth, A.V. Gabain, A. Caferoğlu, G. Clauson) oymak (Moğolca ayimak ve urug da hatırlanabilir) kabile, boy, soy, akraba, nesil, aile olarak karşılanmaktadır.</p>
<p>Batı dillerinde akraba karşılığı kullanılan kavramlardan birisi olan relative (ing)/ relatif (fr) kavramı bu dillere Geç Dönem Latince’deki relatus/relativus sözcüğünden geçmiş. Bir yere, bir şeye dayanmak anlamındadır. Yakınlık, ilişki anlamında da kullanılan relation (ing) da örneğin Orta dönem İngilizce ve Fransızca’ya Latince’den relatio’dan gelmektedir.</p>
<p>İngilizce’de kullanılan ve köken olarak Orta Dönem İngilizce’ye (kin / kiu / kuu) ve Anglo-Saksonca’ya (cyuu / cyu / kin / kind) dayanan kin sözcüğü de aile, akraba, halk, doğumla veya evlilikle birbirine bağlı olanlar anlamındadır. Yakın ve akraba kavramları gündelik hayatta oldukça geniş bir kullanım alanına sahiptir. Uzaktan akraba, yakın akraba, akrabayı talukat, yakınım, soyum-sopum, amcam-dayıcam gibi belirlemelerin hepsi geniş anlamda sosyolojik ve antropolojik birliğe işaret etmektedir. Akraba kavramının incelenmesi sosyal bilimlerin tümü için önemli bir araştırma konusu olmuş, bu kavramın farklı kültürlerde tarif edici ve tasnif edici özelliklerinden hareket ile aile ve evlilik olgularına/kurumlarına çeşitli yaklaşımlar sağlanmıştır.</p>
<p>2.2- Akraba Evliliği<br />
Akraba kavramının bu geniş kullanımı yanında genetik biliminde (consanguineous marriage) ve kültür bilimlerinde kullanılan akraba evliliği (kin marriage (ing)/ Verwandtenheire (alm)/ kavramı da vardır ki bu özel bir kullanımdır. Gündelik dilde kullanılan “akrabadan evlenmek” durumu her koşulda kültür bilimleri ve genetik bilimleri açısından “akraba evliliği” sayılmamaktadır. Bilimsel anlamda ve bu çalışmada kullanılan anlamıyla akraba evliliği / consanguineous marriage (ing):” Çeşitli evlilik bağlarıyla akraba olan kimselerin; özellikle yeğenlerin (kardeş çocuklarının) birbirleri arasındaki evlilik…” (yakın akraba evliliği veya birinci dereceden akraba evliliği kastedilmektedir. Bu tanımına kardeş torunlarının evlilikleri uzak akraba evliliği veya ikinci derece akraba evliliği de eklenince tanım birinci ve ikinci dereceden akrabaların evliliklerini kapsamaktadır.</p>
<p>Akraba evliliği kavramının yukarıda belirtilen sınıflamasından başka bir de paralel yeğen evliliği (parallel-cousin marriage) ve çapraz yeğen evliliği (cross-cousin marriage) sınıflaması vardır. Amca kızı-Amca oğlu ve Teyze Oğlu-Teyze Kızı arasındaki evlilikler paralel, Dayı Oğlu-Hala Kızı ve Hala Oğlu-Dayı Kızı arasındaki evlilikler çapraz yeğen evlilikleridir.<br />
Akraba evliliği kavramının batı dillerindeki bilimsel karşılığı olan consanguineous sözcüğü, Latince kan anlamına gelen sanguis ve ortak anlamına gelen con sözcüklerinden yapılmıştır. Bu kavramsal belirlemenin, örneğin İngilizce’deki akraba, halk birliği, aile anlamına gelen “kin” sözcüğü ile değil de doğrudan kana dayanan bir sözcükle karşılanması bu kültürlerde de akraba kavramının geniş anlamından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>2.3- Aile<br />
Akrabalık ile yakından ilgili iki kavram olarak evlilik ve aile kavramlarına veya olgularına bu çalışmada fazlaca deyinilmeyecektir. Bazı kuramcılara göre evlilik ve aile kurumları, daha geniş olan akrabalık sisteminin birer parçası ve görüntüsüdürler. Sistemin anahtarı, akrabalık sözcüklerinde saklıdır. Akrabalık sözcüklerini bir yana bırakarak evlilik ve aileyi incelemek, olanak dışı değilse de zordur. Buna karşılık akrabalık sistemi, çözümlenince, evlilik ve aile sistemleri çok kolaylıkla açıklanabilmektedir.<br />
Aile ile ilgili tanımlarda ön plâna çıkan belli başlı unsurlar; cinsel ilişki; bu ilişkinin biyolojik, sosyolojik, dinî, hukukî/kanunî /meşruiyeti; bu ilişkiden doğan ve geçen kan bağı ile bağlı kuşaklar; bu kuşaklar ve aile üyeleri arasındaki toplumsal ilişkilerde süreklilik ve bunun gereği olan toplumsallaşma ve meşrulaştırma süreçleri. Bunlara ek olarak ailenin kurulmasına öncülük eden ve ailenin sürekliliği sırasında etkili olan evlilik süreçleri de aile kavramının tanımında dikkate alınmalıdır.</p>
<p>“Bu bağlamda aile tanımları yapılırken aileyi oluşturan temel unsurlar dikkate alınmıştır. Aile, kuşak ilişkilerine göre ana, baba ve çocuktan meydana gelen bir gruptur (Winch, 1965). Eşlerin cinsel ilişkisine dayalı, çocuk sahibi olma ve bu çocukları yetiştirme özellikleri gösteren bir gruptur (MacIver-Page, 1965). Aile en az iki neslin bir arada bulunduğu, kan bağı ile karakterize edilen küçük bir sosyal örgüttür (Sumner-Keller, 1966). Aile ana, baba, çocuklar ve tarafların kan akrabalarından (aile biçiminin gereğine göre) meydana gelmiş ekonomik ve toplumsal bir birliktir”.<br />
“Güvenç (1972) toplumun evrimini ailenin evrimine bağlayan evrim teorilerinin bugün geçerliliğini tümüyle yitirmiş olduğunu, akrabalık sistemlerinin modern toplumlar içerisindeki yeri ve önemi üzerinde yapılmış sosyolojik araştırmaların, belki de bu teorinin tersinin daha da doğru olabileceğini gösterdiğini belirtir. Buradan giderek ailenin topluma değil, toplumun aileye ve akrabalık sistemlerine biçim verdiği söylenebilir. Yine aynı şekilde toplum akraba evliliklerinin de yapılıp yapılmamasında etkilidir”.</p>
<p>3- Akraba Evliliği İle Kurulan Aile<br />
Akraba evliliği yoluyla kurulan aile olgusunun birincil belirleyicisi eşler ve onların ataları arasında kan bağının olmasıdır (kardeş çocukları, kardeş torunları). Sosyolojik ve antropolojik yönden “akrabadan evlenmek” gündelik dil kullanımında geniş aile olgusunu ve geniş aile tipini hatırlatır durumda olabilmektedir. Bir ölçüye kadar bazı yörelerde devam eden, boy, sülale, aşiret ve kabileye bağlığı da çağrıştırmaktadır.</p>
<p>Akrabadan evlenenlerin kardeş çocuğu ve kardeş torunu olanları dışındaki uzaktan akrabalar birinci ve ikinci dereceden “akraba evliliği” kapsamına girse de bunlar arasında kan bağının olması önemlidir. Eski zamanlardan beri oldukça işlevsel olan atalar ruhu, grup dayanışması, aileler birliği gibi dinî, tarihî, mitolojik ve beşerî fenomenlerin kendini sürekli kıldığı önemli kültür dinamikleri hem işlevselliklerinden hem de psikolojik etkilerinden dolayı yaşaya gelmektedir. Akraba evliliğinin geleneksel, töresel ve örfî nitelikli kültürel boyutları da vardır. Ailelerin içlerine yabancı sokmak istememeleri, akrabalık ruhunun, dayanışmasının dışarıdan birinin etkisi ile bozulacağı inancı, üretim ve mülkiyet potansiyelinin akraba dışı insanlar tarafından parçalanmaması, geleneksel otoriteye uyum ve bu yolla maddî, manevî birikimlerin varlığının ve geleceğinin güvence altına alınması akraba evliliği olgusunun temel kurumlaşma dayanakları olarak dikkate alınabilir.</p>
<p>4- Beşerî Bilimlerinden Tıp Bilimlerine Akraba Evliliği<br />
Genetik, biyoloji, veterinerlik ve diğer tıp bilimlerinin kaydettiği gelişmeler sonucu, belirli bir oranda hastalıklı çocukların doğumuna neden olmasıyla, akraba evliliği kültür bilimlerinde olduğu kadar genetik ve tıp sosyolojisinin de konusu olmuştur.</p>
<p>Ancak konunun bu şekilde gündeme gelmesi akraba evliliği ile hastalıklı çocuk doğumları arasında bazen de aşırıya giden bir ilişki olduğu kanısı uyandırmaktadır. Bir yanda, doğumdan itibaren görülen tüm rahatsızlıkların, (oluşum/şekil bozuklukları, genetik rahatsızlıklar gibi) nedeni, böyle olmasa da bir slogan gibi kolayca, akraba evliliğine bağlanabilirken diğer yanda bazı rahatsızlıklar doğrudan akraba evliliğinden kaynaklansa da bu durum bazı ailelerce ve kesimlerce kabullenilmemektedir. Bu iki kanaatin yerli yersiz veya eksik bilgi ve spekülasyonlardan dolayı yaygınlık kazanması toplumun bu konuda sağlıklı bilgi sahibi olmasını engellemektedir. Akraba evliliği konusunda halkın bilgilendirilmesi bir tür yetişkin eğitimi olarak da düşünülmelidir.</p>
<p>Akraba evliliği ile ilgili çeşitli araştırmalarda, ulaşılan ailelerden alınan bilgiler bir rahatsızlık durumu ortaya koyuyorsa, konunun tıp sosyolojisinden uzak olmadığını düşünmek gerekmektedir. Kültür bilimleri açısından yapılan çalışmalar hangi düzeyde olur isi olsun, akraba evliliği olgusu, daha çok rahatsızlıkları olan çocukların doğumu ile akraba evliliği arasında bir ilişki kurulması nedeniyle tıbbî bakımdan halkın daha çok dikkatini çekmiştir. Böylece hem bilginin kaynağı ve niteliği (epistemoloji) açısından hem de konuya yaklaşım (yöntem) açısından disiplinler arası yaklaşımın zorunluluğu su yüzüne çıkmıştır. Aile sosyolojisi ile tıp sosyolojisinin ayrıştığı ama birbirinden de kopuk olmadığı bir kavşağa gelinmektedir.</p>
<p>1-Akraba evliliğini etkileyen nedenler ve bunun kurumlaşma süreçleri,<br />
2- Akraba evliliğinin sonucu olarak muhtemelen ortaya çıkan rahatsızlıklar ve tıp bilimlerinin tanı ve sağaltım (teşhis ve tedavi) süreçleri.<br />
3- Disiplinler arası yaklaşım açısından ise tıbbî bir olguya sosyolojik yaklaşım veya sosyolojik bir olgunun muhtemel tıbbî sonuçları.<br />
Son yıllarda tıp sosyolojisi alanındaki çalışmalar dikkati çekmekte yeni yeni konular gündeme gelmektedir. Bazı çalışmalarda tıp sosyolojisi bir organizasyon sosyolojisi gibi düşünülse de, tıp-kültür bağlamı hak ettiği yeri almalıdır. Akraba evliliği konusu da bu açıdan bakılması gereken konulardan birisi olma durumundadır.</p>
<p>5- Ensest / Fücür<br />
İnsanlık tarihi, aile içi evlenme geleneği olan ensesti/fücürü önemli ölçüde geride bırakmıştır. Ancak bu çağda bazı kabilelerde gelenek olarak görülmektedir. Dünya genelinde de hemen hemen hukuken yasaktır. Bir suç ve sapma davranışı olarak çağcıl (modern) toplumlarda örneklerine rastlansa da, konunun niteliği bakımından nesnel bilgiye ulaşılması güçtür.<br />
Akraba evliliğinin tarihîne ilişkin birincil kaynaklar bu makalenin konusu olarak doğrudan incelenmemiş, Çok kısa olarak ikinci elden bazı incelemelere itibar edilmiştir. Kabile dışından, aile dışından evlilik (exogami), aile tarihî açısından önemli bir olgudur. Ancak, tarihîn bazı dönemlerinde kültürlerin akraba evliliğine imkan vermiş olması mümkün görünmektedir.</p>
<p>Buna ilişkin bilgiler çok net olmamakla beraber, bazı çalışmalarda, akraba evliliğinin bugün için hemen hemen resmen uygulanmayan şekli olan ensest/fücür örneklerine deyinilmektedir. Özellikle, Eski Mısır’da Firavun sülalelerinde görülen baba-kız, anne-oğul, kız kardeş-erkek kardeş evlilikleri dikkat çekici örneklerdir.15 Böyle bir ensest evliliğin nedeni olarak, hanedana dışarıdan girecek kimselerin saltanatı yıkmasını önlemek gösterilmektedir. Bugünkü Peru’nun eski sakinleri olan İnkaların da akraba evliliği yaptığına deyinilmektedir. Eski dönemlerdeki bütün kültürleri kapsayacak genel bir yargıda bulunmak mümkün değildir. Çünkü bugün için birbiriyle çelişir görünen farklı bilgilere rastlanmaktadır.</p>
<p>“Akraba evlilikleri, tarihîn çok eski devirlerinden beri yapıla gelmektedir ve bu tip evlilikler için toplumların çok değişik değer yargıları vardır. Etnografik araştırmalar hısımlıkla ilgili evlenme engelleri konusunda ilginç verileri kapsamaktadır. Totem sisteminde akrabalıkları pek uzak olsa bile bir erkeğin annesinin totemine mensup kadınlarla evlenmesi yasak olduğu halde, Meksika’nın Sierra Madre bölgesinde baba kız evlenmeleri oldukça sık ve büyük çoğunlukla ekonomik nedenlerle yapılmakta idi. Aynı kabileden bir kızla evlenmeyi büyük bir dehşetle karşılayan Khondlar tehlikeyi önlemek için kız çocuklarını öldürürlerdi. Veddahlar ise erkeğin ablasıyla evlenmesini suç saydıkları halde, kendisinden küçük kız kardeşi ile evlenmesini hoş görürlerdi. Güney Avustralya kabilelerinde bir erkeğin annesi, kız kardeşi, birinci ve ikinci dereceden kuzenleri ile cinsel ilişkisi yasak olduğu halde, Java’daki Kalonglar arasında ana-oğul evlenmelerinin uğur getirdiğine inanılırdı.</p>
<p>Bali’nin soylu ailelerinde ise farklı cinsten ikiz kardeşlerin ana rahminde birleştiği sanıldığından, evlenmeleri mümkündü. Doğu Afrika’daki Teita ahalisi de kendi anne ve kız kardeşleri ile tamamen ekonomik nedenlerle evleniyorlardı. Eski Mısır ve İnkalarda soyun asaletinin devamı için kardeş-kardeş evlilikleri sık yapılırdı. Mısır’da bu o derece abartılmıştı ki prenseslerin asil kanı tahtın varislerinden başkalarına geçirmeleri kesinlikle yasaktı. II.Ramses’in kendi kızı ile evlendiğini gösteren kanıtlar vardır. Tarihîn zekası ile tanıdığı Kleopatra da bir baba-kız evlenmesinden doğmuştu.”<br />
Semavî dinlerin ortaya çıkması ve yaygınlaşmasıyla ensest/ fücür evlilik ayetler ile (Tevrat: Leviler Suresi ve Kuran: Nisa Suresi) yasaklanmıştır. Ancak akraba evliliğine ilişkin bir yasak yoktur. “Çeşitli dinlerde akraba evlilikleri ile ilgili kurallar getirilmiştir. Çağcıl devletlerin medenî hukuklarını geniş ölçüde etkilemiş bulunan iki büyük din Müslümanlık ve Hıristiyanlık, evlenme engelleri arasında yakın hısımlığa büyük önem verirler. Ortodoks Kilisesi hukuku prensip olarak yedinci dereceye kadar kan hısımları arasında evlenmeye izin vermez. Katoliklerde ikinci derece kuzen evlilikleri özel bir izne bağlıdır.”</p>
<p>6- Akraba Evliliğinin Tarihî Görünümlerinden Bazı Örnekler<br />
Bu yazının içeriği, semavî olmayan dinlere mensup kültürlerin erken dönemlerinde akraba evliliğinin olup olmadığına ilişkin bir yargıda bulunacak verilere sahip değildir. Ancak Japon Medenî Yasası’nın akraba evliliğini yasaklaması, daha önceleri bu tür evliliklerin olduğuna ve bazı sakıncalarının görüldüğüne işaret etmesi bakımından anlamlıdır.</p>
<p>İbn Haldun’un toplumsal tarih niteliğindeki Mukaddime adlı eserinde el-asabiye bağı önemle vurgulanmaktadır. Bu kavramın akraba evliliğini kapsaması normaldir. İbn Haldun kent hayatının (umran) ilerleyen dönemlerinde “el-asabiye”nin dayanışma ruhunun zayıfladığını ve uygarlıkların çöktüğünü belirtmektedir. İslâm düşünürü olarak, onun kültür çevresi 14-15. yüzyıl Endülüs ve Kuzey Afrika’dır. Ancak belirlemeleri bakımından dünya genelinde beşerî bilimler açısından kabul gören bir ünü vardır. Konu geçmiş ile bugünü bağlayacak daha ayrıntılı çalışmalara muhtaçtır. Güncel verilerde Arap kültüründe akraba evliliğinin yüksek olduğu bilinmektedir. Bu konuyla ilgili olarak Hz Muhammed’in amcasının oğlu Hz.Ali ile kızı Hz. Fâtmâ’nın akraba evliliği yapmış olmalarının bir sünnet-i seniyye teşkil edip etmediği de dikkate değer bir yön olarak akılda tutulmalıdır.</p>
<p>Türk kültürünün İslâm öncesi döneminin akraba evliliği açısından farklı coğrafyalarda ve farklı kültür ortamları ile etkileşimde nasıl bir durum gösterdiğinin ayrıntılı olarak tespit edilmesi başlı başına bir konudur. Türk kültür tarihi ile ilgili çalışmalarda bir kabile ve boy anlayışının geçerli olduğu bilinmektedir. Örneğin kavimden devlete geçişte İbn Haldun’un ifadesiyle “el-asabiye” benzer bir duygusunun önemini inkar etmek mümkün değildir. Kut (kutsallık), küç (yönetim gücü) ve ülük (toplumsal düzeyde üretim ve paylaşım süreçleri) Türk tarihinin toplumsal yapı ve yönetim anlayışının belli başlı göstergeleri olarak belirtilmektedir. Uruk /boy/ güçlü olmalıdır. Ancak akraba evliliğinin bugünkü anlamda geçerli olup olmadığının ortaya konulması başlı başına bir çalışma olarak düşünülmelidir. Mete Han’ın amcasının kızıyla evlenmesi bir örnek olarak verilebilir.</p>
<p>İslâmiyet öncesi Türk tarihinin genel olarak Arap kültür çevresinden farklılıklar gösterdiği bazı kaynaklarda belirtilmektedir. Ancak İslâmiyet’in kabulüyle bu iki kültür çevresi önemli düzeyde bir etkileşime girmiş, hemen hemen Türk tarihinin İslâmî dönemi inceleme ve araştırmalarda ön koşuna çıkmıştır. İslâmiyet’in kabulünden sonra da geniş bir coğrafyada akraba evliliğinin incelenmesi ilgilenilmeye değer bir konu olmalıdır. Türk Dünyası’nın yayıldığı geniş coğrafyadaki kültürel etkileşimlerin ve uzun yıllarını egemenliği altında geçirdiği yönetim, ideoloji ve dünya görüşünün akraba evliliği yapma anlayışını nasıl etkilediği konusu da dikkate değerdir. Hem Türk coğrafyasında hem İslâm coğrafyasında bugün kendinî gösteren akraba evliliği olgusunun değişik çalışmalar ile ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulması dünya genelinde bu konunun anlaşılmasında önemli bir yer edecektir.</p>
<p>Güncel araştırma verileri, özellikle Anadolu’da, dikkate değer oranda akraba evliliğine işaret etmektedir. İlk bakışta Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerindeki evlilik oranının yüksekliği, kentleşme, eğitim ve refah düzeyinin düşük olması ile açıklanabilse de Anadolu’nun geneliyle karşılaştırıldığında bu oran yüksekliğinin daha çok kültürel nedenli olduğu izlenimi doğmaktadır. Anadolu Türk kültürünün İslâm öncesi döneminin akraba evliliği açısından farklı coğrafyalarda ve farklı kültür ortamları ile etkileşimde nasıl bir durum gösterdiğinin ayrıntılı olarak tespit edilmesi başlı başına bir konudur.</p>
<p>7- Günümüz Toplumlarında Akraba Evliliğine İlişkin Notlar<br />
Akraba evliliği ana ve baba yönünde iki ana gelişme şekli göstermektedir. Ancak yaygın olarak baba soyu gelişmesi (amca oğlu-amca kızı ve amca oğlu-hala kızı) etkilidir. Kentleşmenin gittikçe artması ana yönünde gelişen akraba evliliği örneği verebilmektedir.<br />
“Akraba evliliğinin en fazla rastlanan biçimi olan amca kızı-amca oğlu evliliğine ilişkin olarak araştırma sonuçlarına dayalı farklı görüşler bulunmaktadır. Barth (1954) amca kızı evliliğinin, soy sop dayanışmasını (solidarity) sağlayıcı bir rol oynamakta olduğu görüşündedir.</p>
<p>Rosenfeld (195 <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> amca kızı evliliğinin mal-mülkün akrabalık grubu içinde kalmasını sağladığını savunmaktadır. Murphy ve Kasdan (1959)’a göre amca kızı evliliği baba soyunun doğal bölünme sürecinin engellemektedir. Patai (1959)’ye göre amca kızı evliliği baba yanı mirası kendi içinde muhafaza etmekte,savunma gücünü kuvvetlendirmekte,hane halkı yapısının kararlılığını(stability) sağlamakta ve eşlerin statülerinin eşitliğini pekiştirmektedir.</p>
<p>Yine Cuisenier (1962) için amca kızı evliliği eş seçimindeki seçenekler dizisinde alternatiflerle simgelenen yapının en önemli ifadesidir. Khuri (1970) amca kızı evliliğinin uyumlu aile ilişkilerine katkıda bulunduğunu belirtmektedir. Hilal (1970)’e göre amca kızı evliliği içinde kadın eş olarak güvence (namus açısından) altındadır. Pastner’e (1979) göre de evlilik örüntüleri ile üretim tarzı ve siyasi yol arasındaki ilişki iki farklı evlilik stratejisini ortaya çıkarır. Bunlardan birincisi siyasi görevlerin ve toprak sahipliğinin yararına olan evlilik yatırımı baba yanındaki akrabaların dağılımını engellemektedir. İkincisinde de akrabalık organizasyonunda iki yandaşlığı ve kardeş birliğinin önemini yansıtmaktadır.</p>
<p>Batı toplumlarında akraba evliliğinin bisikletin ve otomobilin icadıyla azaldığı belirtilirken, akraba evliliğinin azalmasında en önemli etken kent nüfusunun ister istemez ortaya koyduğu tesadüfi nüfus yapısıdır. Sanayi toplumunun ve buna bağlı olarak kentleşmenin değişik bölgelerden insanları bir araya getirmesi akraba evliliklerinin azalmasına neden olarak gösterilmektedir. Örneğin ABD’nin karışık ve hareket halindeki halkı on binde sekiz (0.00 <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> kardeş çocuğu evliliği ile yeni akıma iyi bir örnektir. Bu tür evliliklere Utah eyaletinde 1870’te %1, 1890’da %0.25, 1910’da %0.1 oranında rastlanmaktaydı. Günümüzde ise yok gibidir. Fransa’da Loire-et-Cher’de bu oranlar 1918’de %6, 1932’de %3 ve 1952’de %1 idi.26 Anthony Smith bazı ülkelerde kardeş çocuğu ile evlenme oranlarını şöyle vermektedir:<br />
İspanya<br />
% 4.6<br />
Japonya (Nagasaki)<br />
% 5.0<br />
Japonya (Tarımsal Bölge)<br />
% 7.0<br />
İsviçre (Alp Köyleri)<br />
% 11.0<br />
Hindistan (Bombay’da Parsi Etnik Grubunda)<br />
% 12.0<br />
Brezilya (Köyleri)<br />
% 19.5<br />
Fiji Adaları<br />
% 29.7<br />
Yukarıdaki tablodan anlaşıldığı kadarıyla, akraba evliliği oranları köylerden kente, doğudan batıya geldikçe azalmaktadır.</p>
<p>8- Türkiye’de Akraba Evliliği Hakkında Bazı Belirlemeler<br />
Akraba evliliklerinin oranı endüstrileşmiş Batı toplumlarında çok düşük olmasına rağmen, Türkiye akraba evliliğinin yüksek olduğu ülkeler (bazı Asya ülkeleri ve İslâm ülkeleri) arasındadır. Tercihli amca kızı evliliği Orta-Doğu ülkeleri ile birlikte Türkiye’de de görülmektedir. Türkiye’de akraba evliliklerinde başı kardeş çocukları evliliği çekmektedir.<br />
Türkiye’de akraba evliliklerine ilişkin ülke çapındaki veriler, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından 1968′den bu yana beş yıllık aralarla düzenli olarak yapılan demografik araştırmalardan elde edilmektedir. 1968 Türkiye’de Aile Yapısı ve Nüfus Sorunları Araştırması sonuçlarına göre Türkiye’de evli çiftlerin yaklaşık olarak üçte birinin (%29) birbirleriyle yakın akraba oldukları görülmektedir.<br />
Atalay’ın (1981) çalışmasında geniş ailede akraba evlilikleri oranı yadsınmayacak kadar yüksektir. Çekirdek ailelerde evli çiftlerin yüzde 17’si birbirleriyle akraba iken, geniş ailede bu oran yüzde 83’e çıkmaktadır. Kocası amcasının oğlu olanların yüzde 79.6’sı, kocası dayısının, halasının, teyzesinin oğlu olanların yüzde 84.6’sı geniş ailede yaşamaktadır. Çekirdek ailede yaşayanlardan ise, kocası amcasının oğlu olanlar yüzde 20, halasının, dayısının, teyzesinin oğlu olanlar ise yüzde 15 oranındadır. Birinci derecede yakın kan akrabaları ile evlenme, geniş ailede yaşayanlarda en fazla görülmesine karşın, uzak kan akrabaları ile evlenme de en fazla çekirdek ailede yaşayanlarda görülmektedir.</p>
<p>Çekirdek ailelerde kocası ile çeşitli derecelerde akraba olanların oranı, geniş aileye oranla oldukça düşüktür. Geniş aile biçiminde akraba evliliği oldukça pekişmiştir. Geniş ailede akraba evliliklerinin yüksek olması, toprağın miras yolu ile bölünmesini önlemek veya aynı nedenle birleştirilmesini sağlamak, ailedeki bütünlüğü korumak, asillik ve rençberlik özelliklerini pekiştirmek gibi nedenlere bağlanabilir.<br />
Şaylı çeşitli gruplarda yaptığı araştırmalar sonucunda akraba evliliği sıklığının %24-33 oranları arasında değiştiğini bulmuştur. Başaran’ın Diyarbakır’da yaptığı çalışmalarda, merkezde %34 oranında olan akraba evliliği sıklığı, köylerde %40′a çıkmaktadır. Kalyoncu, Silivri’nin Fener köyünde akraba evliliği sıklığını %1, Rize’nin Maden köyünde %47 olarak bulmuştur. Ankara Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ard arda doğan 10.000 yeni doğanda yapılan bir çalışmada da akraba evliliği sıklığı %21 olarak bulunmuştur.<br />
Periyodik olarak yapılan nüfus ve sağlık araştırmalarına göre oldukça hızlı ekonomik, sosyal ve demografik değişmelerin yaşandığı Türkiye’de akraba evliliğinin yaygınlığı devam etmektedir. Akraba evliliği hem kadın hem de erkeğin eğitim düzeylerinin yüksek olduğu, Türkiye’nin gelişmiş yörelerinde yetişen ve bu yörelerde yaşayan ve kent kökenli gruplar arasında düşük düzeylere inmekte, ancak geri kalan nüfus gruplarında yaygın bir uygulama olarak varlığını sürdürmektedir.</p>
<p>Türkiye’de doğurgan yaştaki her dört kadından birinin eşiyle akraba olması, bu kadınların önemli bir bölümünün de başlık parası alınan, imam nikahı kıyılan, geniş aile içinde yaşayan ve evliliği ailesi tarafından kararlaştırılan kadınlar olması, Türkiye’de yalnızca akraba evliliği bakımından değil, evliliğin kuruluşuna ilişkin diğer özellikler bakımından da gelenekleri sürdüren ve belki de toplumsal modernleşme ile büyük oranda uyum sorunları yaşayan büyük bir kitlenin varlığına işaret etmektedir.</p>
<p>Gerek (anadil ile yaklaşık olarak belirlenen) etnik köken, gerekse bireylerin yetiştiği yörelere göre akraba evliliği oranlarında önemli farklılıklar bulunması, akraba evliliklerinin nedenleri arasında yöresel/kültürel geleneklerin önemli bir yer tuttuğuna işaret etmektedir.<br />
Geleneksel yapı ve toprağa bağımlılık, kan yakını evliliklerin sayısını arttırmıştır. Eğitim ve yaşam düzeyi yükseldikçe akraba evliliklerinin sıklığında da azalmalar gözlenmektedir. Sosyo-ekonomik gelişme, şehirleşme, endüstrileşme ve eğitim düzeyinin yükselmesi ile ailenin kuruluşundaki birçok gelenekler ortadan kalktıkça akraba evliliği sıklığında azalmalar görüleceği kuşkusuzdur.</p>
<p>9- Sonuç ve Değerlendirme<br />
Din, mitoloji ve tarih konularında yazılan eserlerden akraba evliliği olgusunun tarihin erken dönemlerinden beri görüldüğü anlaşılmaktadır. Akraba evliliğinin sosyolojik/antropolojik nedenleri vardır. Ensest/fücür de ilginç bir akraba evliliği türü olarak tarihin farklı dönemlerinde ve çeşitli toplumlarda izlenmiştir. Zamanımızda hemen hemen dünya genelinde yasaklanmış olan ensest/fücür olgusunun ortadan kalkmasında semavî dinlerin birinci derecede etkisi olmuştur. Türk kültürünün uzunu bir tarih dönemden beri içinde olduğu Müslümanlıkta ve diğer semavî dinlerde akraba evliliği yasaklanmamıştır. Toplumsal değişme süreçlerinde özellikle kentlerin ortaya çıkması ve ulaşım araçlarının insan hayatına girmesi ile akraba evliliklerinde bir azalma olmuştur. Bu gün akraba evliliğinin gündemde olmasındaki önemli neden, bu tür evliliklerde doğan çocukların bazı genetik rahatsızlıkları taşımalarıyla ortaya çıkan tıbbî bir durumdur.<br />
Bir yanda kültür konuları üzerine yapılan çalışmalar devam ederken diğer yanda biyoloji, fizyoloji, kimya, genetik gibi temel tıp bilimlerinde kaydedilen gelişmeler kalıtsal olarak kan bağı akrabalıklarının evlilikler yoluyla sürmesinin sonuçlarına disiplinler arası yaklaşımı getirmiştir. Arkasında yüzlerce yıllık kültür birikimlerinin olduğu akraba evliliği, böylelikle, tıp sosyolojisi konusu olarak da ele alınabilecektir.</p>
<p>AKRABA EVLİLİKLERİ<br />
Türkiye gibi akraba evliliklerinin yoğun olduğu ülkelerde, sakat bebek doğumları çok sık görülmektedir. Akraba evliliklerin görülmesinin sebepleri arasında genellikle, aileye ait mal varlığının dağılmaması, aile bireyleri arasındaki sevgi ve saygıyı korumak, akrabaların evlilik ve sosyo ekonomik beklentilerinin aynı olması ve karşı cinsle rahat iletişime girememe gibi etkenler sayılabilir. Akrabalar arasında yapılan evliliğe endogami denilmektedir.</p>
<p>Kalıtımın taşıyıcısı genlerdir. Bizler nesiller öncesinden gelen atalarımızın bize hediye ettiği genetik kalıtımla yaşama başlamaktayız. Vücudumuzun büyüyüp gelişmesi ve çalışması genlerimizin kontrolü altındadır. Yaşamın temel taşı olan gen’ler, bir DNA molekülündeki belirli bir özellik içeren kesitine verilen addır. Her bir gen yada birkaç gen kümesi bizdeki bir özelliğin bilgisini içerir. Anne ve babadan eşit olarak geçen genler, bizdeki tüm yaşam duvarlarını örer. Genler hücrelerde bulunan kromozomların kısımlarıdır. Dolayısıyla genler, kromozomlarla birlikte çoğalarak, hücre bölündükçe yeni hücrelere geçerler. Kişide her genin, biri anneden biri babadan gelmiş olan iki kopyası (aleli) bulunur. Bazen genin bir kopyasının yapısı bozuktur ve bu bozuk kopya yüzde elli olasılıkla çocuğuna geçer. Bozuk bir gen, kişinin bazı vücut işlevlerinin bozulmasına neden olur.</p>
<p>Bir karaktere ait olan özelliğin diğerine baskın olması halinde o karaktere baskın (dominant) gen , baskın olmayan gen’e resesif (çekinik) gen denir. Bir karakterin çıkması, iki aynı gen frekansının karşılaşması demektir. Eğer bir hastalığa ait gen (resesif) anneden aktarılırken, babadan da aynı (resesif) gen ile karşılaşırsa o hastalık mutlaka doğacak olan çocukta çıkacaktır. Eğer , anneden resesif gen, babadan da dominant gen karşılaşırsa bu sefer doğacak çocuk da tıpkı anne ve babası gibi hastalığın taşıyıcısı olacak, ama o hastalık açığa çıkmayacaktır.</p>
<p>Aynı karakterde iki resesif genin karşılıklı gelmesi çekinik alleller sonucu hastalık çıkar. Anne ve babadan iki baskın gen (dominant) alan çocuk (baskın alleller) ise tamamen sağlıklıdır.Dolayısı ile, akraba evliliklerinde aynı gen yapısına sahip olan ailede , resesif genlerin birbirleriyle karşılaşma ihtimalleri, daha fazla olacaktır.</p>
<p>Buna örnek olarak kahverengi ve mavi göz renklerini ele alalım. Kahverengi göz rengi dominant gen (baskın) olsun , diğeri için de mavi ise (çekinik) resesif gen diyelim. Anne-babadan birinin göz renginin mavi (m), diğerinin kahverengi (K) olduğunu düşünelim.<br />
Bebekler anne-babalarından kalıtımla; kahverengi-kahverengi (KK), kahverengi-mavi (Km), mavi-kahverengi (mK) ve mavi-mavi (mm) genler gibi dört ihtimal almış olurlar. İlk üç durumda bebeğin gözleri kahverengi (baskın renk olduğu için), son şıkta ise mavi (çekinik renk olduğu için) olacaktır.<br />
KK=K Km=K mK=K mm=m<br />
İnsanlar birçok kalıtsal hastalığın genini taşır. Normal aile yapısında da hamilelikte çocuğun hastalıklı doğma olasılığı %25, taşıyıcı olma olasılığı %50, genin bozuk kopyasını hiç almamış olma olasılığı ise %25′tir. Akraba evliliklerinde aynı soydan geldikleri için anne ve babanın aynı genin bozuk kopyasını taşıma, yani hastalığın taşıyıcısı olma olasılığı çok yüksek olduğundan çocuklarında hastalıkların oluşma şansı çok daha fazladır.<br />
İşte akraba ile evlenme, zararlı baskın ve çekinik genlerin üst üste gelerek frekanslarının çakışması sonucu ortaya çıkma ihtimalini artırdığından genetik hastalıkların görülmesine yol açabilmektedir. Bunların çocukta görülmesi için ana ve babanın her ikisinin de en az bir zararlı çekinik gene sahip olması gerekir. Biraz önceki göz rengi örneğinde olduğu gibi, mavi göz renginin çekinik genleri, hem anneden hem babadan gelirse, çocuk mavi gözlü olacaktır.</p>
<p>Dolayısı ile akraba evliliklerinde aynı gen yapısına sahip olan ailede , zararlı (resesif) genlerin birbirleriyle karşılaşma olasılığı fazla olacaktır. Akraba ile evlenme, kalıtımla geçen hastalıkların bulunduğu ailelerde bu yönden sakıncalıdır. Böyle durumlarda bazı çekinik genler çakışabilecek ve böylelikle hasta çocukların doğma ihtimali artacaktır. Hastalığın çıkması, iki resesif genin karşılık olarak bir araya gelmesi demektir.</p>
<p>Bilindiği üzere resesif genler hastalık taşıyan genlerdir.<br />
Ailede genetik dağılım ,erkek ve kız kardeşlerde, genellikle genlerin yarısı birbirinin aynıdır. Gen ortaklarının oranları, akrabalık uzaklaştıkça küçülür. Torunlar, dede ve ninelerin dörtte bir genine sahiptir. Yeğenlerin genleri ise, genellikle amca ve halalarının, dayı ve teyzelerinin dörtte bir genine eşittir. Daha uzak akrabalıklarda bu oran, kardeş çocuklarında olduğu gibi sekizde bire düşmektedir.<br />
Kan uyuşması çözüm müdür? Akraba evliliğinde Kan uyuşmazlığı kan grubu ile değil kanınızdaki Rh faktörü ile ilgilidir. Yalnızca kadının Rh - , erkeğin ise Rh + olduğu durumlarda oluşabilir. Kan gruplarının uyuştuğu hallerde doğum sonrasında çocuklarda kalıtımsal hastalıklar görülmüştür.Erkekte bulunan Rh faktörünün genetik aktarımla ana karnındaki fetüste ortaya çıkması anne ile bebek arasında bir kan uyuşmazlığının ortaya çıkmasına neden olacaktır.<br />
Günümüzde akraba evliliklerinde en çok görülen hastalıklar; zekâ geriliği (fenilketonüri), Akdeniz Anemisi, Alzeimer, Parkinson, Huntington hastalığı ve nöron ölümüdür, özürlü ve ölü doğumlar da bu örnekler arsında sayılmaktadır.</p>
<p>Çocuk Doğmadan Önce Kalıtsal Bir Hastalığın Tanısı Konulabilir mi?<br />
Gen analizi de denilen DNA analizi yöntemleriyle artık hamileliğin ilk üç ayında birçok hastalığın tanısı konulabilmektedir.Genetik bilimin gelişmesi ile bazı hastalıklarda daha anne karnında müdahale çalışmaları hız kazanmıştır. Bebeğin anne karnında içinde yüzdüğü sıvıdan, ya da beslenmesini saglayan kordondan alınan sıvıların incelenmesiyle bir anormallik olup olmadığı % 93 oranında kesinleştirilebiliyor.Yapılan testlerde, anne karnındaki bebeğin ense kalınlığı ölçülüyor. Bebeğin ensesinde fazla sıvı birikmesi, doğuştan zekâ geriliği anlamına gelen Down sendromunun habercisi olabiliyor. Ayrıca bazı kromozom bozukluklarında ve doğumsal kalp hastalıklarında da bebeklerin ense kalınlığı artıyor. Bu çalışmalar ilerisi için umut veren gelişmelerle devam etmektedir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org/akraba-evliligi-ve-sakincalari/" target="_blank">Buzlu.org</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/allahinayetleri.wordpress.com/133/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/allahinayetleri.wordpress.com/133/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/allahinayetleri.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/allahinayetleri.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/allahinayetleri.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/allahinayetleri.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/allahinayetleri.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/allahinayetleri.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/allahinayetleri.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/allahinayetleri.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/allahinayetleri.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/allahinayetleri.wordpress.com/133/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=allahinayetleri.wordpress.com&blog=3607966&post=133&subd=allahinayetleri&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/10/akraba-evliligi-ve-sakincalari/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/aliaksoy-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/akraba-evliligi.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Mars yaşam için çok tuzlu</title>
		<link>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/10/mars-yasam-icin-cok-tuzlu/</link>
		<comments>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/10/mars-yasam-icin-cok-tuzlu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2008 00:07:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>

		<category><![CDATA[Mars]]></category>

		<category><![CDATA[Uzayda Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://allahinayetleri.wordpress.com/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[Mars’ta yıllardır araştırmalarını sürdüren ikiz robotlardan Opportunity, Kızıl Gezegenin yaşam koşulları için “çok tuzlu” bir yapıya sahip olduğunu ortaya koydu.
Mars’a 90 günlüğüne gönderilen ancak 1400 günü aşkın bir süredir görev başında bulunan ikiz robotlardan Opportunity’nin topladığı son kanıtlar, Kızıl Gezegen’in erken dönemlerinde sudaki yüksek mineral karışımının, en dayanıklı mikropların dahi oluşumu için uygun bir ortam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/marsta-tuz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-208" style="float:left;margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/marsta-tuz.jpg?w=300&h=272" alt="" width="300" height="272" /></a>Mars’ta yıllardır araştırmalarını sürdüren ikiz robotlardan Opportunity, Kızıl Gezegenin yaşam koşulları için “çok tuzlu” bir yapıya sahip olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Mars’a 90 günlüğüne gönderilen ancak 1400 günü aşkın bir süredir görev başında bulunan ikiz robotlardan Opportunity’nin topladığı son kanıtlar, Kızıl Gezegen’in erken dönemlerinde sudaki yüksek mineral karışımının, en dayanıklı mikropların dahi oluşumu için uygun bir ortam sağlamadığını gösteriyor.</p>
<p>Mars robot programı üyesi ve Harvard Üniversitesi biyoloji kürsüsünden Dr Andrew Knoll, bir dönem suyla haşır neşir olmuş kayalarda saklı ip uçlarının, çevre koşullarının hem asitli, hem de çok tuzlu olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p>Dr Knoll, Boston’daki bir bilimsel toplantıda yaptığı açıklamada, bulguların Mars’taki yaşam olasılığı düğümünü iyice sıkılaştırdığını söyleyerek, Kızıl Gezegen’de son 4 milyar yıl önceki koşulların yaşam için pek de uygun olmadığını kaydetti.<span id="more-207"></span></p>
<p>NASA’nın Kızıl Gezegen’e sadece 90 günlüğüne gönderilen robotları Opportunity ve Spirit, 1400’ü aşkın gündür görevlerinin başında bulunuyor.</p>
<p>Ömürlerini çoktan tamamlayan robotların yerini Phoenix uzay aracı ile doldurmayı planlayan NASA, 25 mayısta Mars’ın kuzey kutbu yakınlarına inmesi beklenen yeni uzay aracıyla buradaki buzun altını kazarak, geçmişteki ve şimdiki olası mikrobik yaşamın izlerini bulmayı hedefliyor.</p>
<p>2009’da gönderilecek yeni kuşak robot Mars Science Laboratory’nin (MSL) da 2010’da gezegene iniş yapması bekleniyor. Spirit ve Opportunity’den iki kat uzun ve üç kat ağır yeni robot, Mars toprağından toplayacağı örneklerin organik analizini yapabilecek.</p>
<p>ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞART<br />
Öte yandan ABD’nin prestijli Stanford Üniversitesinde iki gündür sürmekte olan ve çok sayıda eski astronot, havacılık ve uzay endüstrisinin ileri gelenleriyle bilim insanlarını bir araya getiren toplantıda, katılımcılar, ABD’nin Mars’a insan göndermek hedefini yerine getirmek için diğer ülkelerle işbirliği yapması gerektiği görüşünü dile getirdiler.</p>
<p>Konuşmacılardan NASA’nın eski Mars programı ve Ames Araştırma Merkezi Direktörü Scott Hubbard, NASA’nın bu hedefini yerine getirebilmesi için uluslararası düzeyde destek alması gerektiğini, aksi taktirde bu amacına ulaşamayabileceği uyarısında bulunarak, yetkililere uluslararası işbirliği yapmaları çağrısında bulunduklarını söyledi.</p>
<p>NASA’nın Başkanı Michael Griffin’i kişisel olarak eleştiren diğer katılımcılar da, gelecek NASA yönetiminin Mars hedefine ulaşabilmesi için mutlak uluslararası düzeyde işbirliğine gitmesi gerektiği görüşünü dile getirdiler.</p>
<p><a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/436018.asp" target="_blank">NTV</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/allahinayetleri.wordpress.com/207/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/allahinayetleri.wordpress.com/207/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/allahinayetleri.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/allahinayetleri.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/allahinayetleri.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/allahinayetleri.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/allahinayetleri.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/allahinayetleri.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/allahinayetleri.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/allahinayetleri.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/allahinayetleri.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/allahinayetleri.wordpress.com/207/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=allahinayetleri.wordpress.com&blog=3607966&post=207&subd=allahinayetleri&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/10/mars-yasam-icin-cok-tuzlu/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/aliaksoy-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/marsta-tuz.jpg?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Uzay havası, hayatımızı etkiliyor</title>
		<link>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/08/uzay-havasi-hayatimizi-etkiliyor/</link>
		<comments>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/08/uzay-havasi-hayatimizi-etkiliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jun 2008 23:55:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Uzay]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://allahinayetleri.wordpress.com/?p=205</guid>
		<description><![CDATA[ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Yurdanur Tulunay, uzay havasının Türkiye üzerine etkilerinin araştırılması için Türkiye’nin de öteki gelişmiş ülkeler gibi Uzay Havası İzleme Merkezi kurması gerektiğini söyledi.
Manyetik alan fırtınalarının etkileri, maden ve petrol arama çalışmalarındaki önemli aksaklıklardan, göç eden kuşların yön duyularının bozulmasına, iletişim bağlantılarının devre dışı kalmasından, uyduların kaybolmasına, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/edge.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-206" style="float:left;margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/edge.gif?w=300&h=300" alt="" width="300" height="300" /></a>ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Yurdanur Tulunay, uzay havasının Türkiye üzerine etkilerinin araştırılması için Türkiye’nin de öteki gelişmiş ülkeler gibi Uzay Havası İzleme Merkezi kurması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Manyetik alan fırtınalarının etkileri, maden ve petrol arama çalışmalarındaki önemli aksaklıklardan, göç eden kuşların yön duyularının bozulmasına, iletişim bağlantılarının devre dışı kalmasından, uyduların kaybolmasına, tren sinyalizasyonlarının hatalı bilgi vermesinden, uçaklarda avionik sistem arızalarına kadar bir çok alanda kendisini gösteriyor</p>
<p>ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Yurdanur Tulunay, uzay havası etkilerinin yüzde 90’ının, ilk 500-600 kilometrelik yere yakın uzay ortamında görüldüğünü belirtti. Tulunay “Bunlar, ortamın fiziksel özelliklerinin değişimi sonucunda oluşan, örneğin sürtünmeyi, radyo dalgaları yayılımını ve ikincil elektromanyetik (em) etkileri içerir” dedi.<span id="more-205"></span></p>
<p>Yere yakın uzayda sürekli yağan enerji yüklü parçacıkların, uzay aracı işletimlerinde, uluslararası uzay laboratuvar ve uzay araçlarının elektriklenmesinde etkili olduğuna işaret eden Tulunay, şunları kaydetti:<br />
“Uzay havası ile etkileşimde güneş pilleri, DNA gibi örneklerde görülebilecek radyasyon kökenli bozulmalar, mikroelektronik yapıların durumlarını değiştiren tekil olaylar görülmektedir. Kozmik ışınların tetiklediği katı hal elektronikli bellek bozulmaları, artık günümüzde bir hava-uzay (aerospace) konusu olarak değil de bir otomotiv elektroniği sistem tasarımı konusu olarak bile ele alınmaktadır. Buna, günlük yaşamdan taşıt araçlarındaki güvenlik sistemlerinin tasarımı, sayısal elektronikte güvenilirliğin sınırlanması ve yüksek gerilimli elektriksel sistem tasarım ve işletimi konuları da örnek gösterilebilir.”</p>
<p>GÜNEŞ FIRTINALARI<br />
“Uzay havasının en önemli aktörü olan güneş fırtınaları, Manyetosfer, İyonosfer ve yer manyetik alanı fırtınalarını tetikler” diyen Tulunay, “Yere yakın uzayın, elektromanyetik dalgaların yayılımını denetleyen plazma ortamı olan İyonosfer 1920’lerin başında keşfedilmesine karşın, elektromanyetik dalganın yayılımının yasaları 1930’ların başında oluşturulabildi” dedi.</p>
<p>Tulunay, yer manyetik alan fırtınalarının etkilerinin, maden ve petrol arama çalışmalarındaki önemli aksaklıklardan, göç eden kuşların yön duyularının bozulmasına, iletişim bağlantılarının devre dışı kalmasından, uyduların kaybolmasına, tren sinyalizasyonlarının hatalı bilgi vermesinden, uçaklarda avionik sistem arızaları olmasına kadar bir çok alanda kendisini gösterdiğini ifade etti.</p>
<p>Yerin manyetik alanına bağlı olarak çeşitli ölçümlerde hatalar yaşanabildiğini anlatan Tulunay, “Örneğin, manyetik alanın petrol aramak için sondaj yapan bir matkabın ölçüm sistemi üzerinde yarattığı yanıltıcı etki sonucunda oluşacak küçük açı hataları, petrol olduğu düşünülen bir alana doğru binlerce metreye dek açılabilecek bir sondajda çok büyük sapmalara neden olabilir ve bu durum o sondajın boşa gitmesi durumunu bile yaratabilir” diye konuştu.</p>
<p>Yer küreyi “koca bir mıknatıs” olarak değerlendiren Tulunay, bu mıknatısın manyetik alanının dünyayı galaktik ve güneşsel kozmik ışınlardan bir kalkan gibi koruduğunu vurguladı. Tulunay, Uluslararası Uzay İstasyonu’nun yer manyetik alanının koruyucu etkisinde olsa da radyasyon ve neden olabileceği DNA bozulmaları ile kanser riskinin astronotları doğrudan tehdit ettiğini söyledi.</p>
<p>Ay ve Mars’ın yer manyetik alanı tarafından korunduğuna işaret eden Tulunay, 1968 yılında ABD’nin gerçekleştirdiği APOLLO projesi ile aya gidilmesinin tümüyle bir şans eseri olarak herhangi bir ölüm ve aygıt bozulmasına neden olmadan tamamlandığını belirtti.</p>
<p>KUTUP BÖLGELERİ DAHA ÇOK ETKİLENİYOR<br />
Prof. Dr. Yurdanur Tulunay, yüksek enlemler ve özellikle kutup bölgelerinin uzay havası etkilerine çok açık olduğunu söyledi.</p>
<p>1983 yılında yaşanan manyetik fırtına sonucu Kanada’nın Quebec bölgesinde tam bir hafta boyunca elektriklerin kesildiğini anlatan Tulunay, 13-14 Mart 1989 günleri yaşanan uzay havası olaylarının sonucunda ise yine Kanada’nın ANIK 1 ve 2 uyduları başka olmak üzere bir çok uydunun yer ile bağlantılarının kesildiğine işaret etti. Tulunay, sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
“Uydular yörüngeden çıkıp kayboldular. Uydu ile bağlantı kesilince rotasında çıkıyor. Yer ile iletişimi kaybolan uydularda ayrıca ortamda artan sürtünme nedeniyle yörüngelerde yükseklik azalmaları olmakta. Bu nedenle, uydu yer istasyonlarından uyduların tanımlanmış yörüngelerde hareketini sağlamak için manevralar yapılmakta. Bu işlemler, hem pahalı, hem de uydunun yaşam süresini kısaltmakta. 28 Ekim 2003 yılında güneşte büyük bir fırtına oldu. Bir gün sonra Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün izleme cihazları, yer manyetik alanında oluşan büyük değişimi ya da fırtınayı saptadı.”</p>
<p>SİGORTA ŞİRKETLERİ TAKİP EDİYOR<br />
Tulunay, gelişmiş ülkelerde sigorta şirketlerinin, uydu ve uçak sigorta primlerini Uzay Havası ile olası etkileşim senaryolarına göre artırdığını ya da azalttığını belirtti.</p>
<p>Tulunay, bazı hava yolu şirketlerinin özellikle, kıtalar arası, kutup üstü yapılan uçuşlarda radyasyon ölçümleri yaptığını, bazen de uzay havası etkilerine bağlı olarak güzergahlarını değiştirdiklerini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tulunay, güneş lekeleri ve bunun yarattığı elektromanyetik etkilerin, iklim değişikliklerinde de etkili olabileceğini ifade etti. Tulunay, 2008 yılında güneş lekeleri sayısının 8-10 gibi çok düşük düzeyde olmasının beklendiğini vurguladı. Güneş lekeleri ile geçmişte yaşanan buzul çağlarının ilişkisinin ispatlandığına dikkati çeken Tulunay, 1600’lü yıllarda güneşte çok az leke oluştuğu için dünyada buzul çağı yaşandığını kaydetti. Tulunay, sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
“Güneşin en çok bilinen periyodu, güneş lekelerinin sayılarının izlendiği 10-11 yıllık dönemlerdir. Buna karşın, güneşin çok daha uzun olan periyotlarını tam olarak bilmiyoruz. Örneğin, ‘biz şu sıralarda güneşin 300 yıllık büyük maksimumunda mıyız’ sorusu güncel bir konu. Örneğin, Avrupa’da çok aşırı soğuk bir dönemi anımsatan ‘küçük buzul dönemi’ diye de adlandırılan 1645-1718 yılları arasında 30 yıl boyunca güneş lekeleri sayısı 50’nin altındaydı.”</p>
<p>DEPREMLER<br />
Prof. Dr. Tulunay, bir başka hipoteze göre de depremlerin yere yakın uzayda bazı işaretler verdiğini bildirdi.</p>
<p>Tulunay, 1999 Marmara Depremi de aralarında olmak üzere bir çok deprem örneğinde yerden 200-250 kilometre yükseklikteki İyonosfer’de depremlerden bir hafta ya da on gün öncesinde olağan dışı iniş çıkışlar yaşandığının uluslararası konferanslarda dile getirildiğini kaydetti. Tulunay, sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
“Türkiye’de yer manyetik alanıyla ilgili ölçümler, sürekli olarak Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nde (KRDAE) yapılmaktadır. Yer manyetik alanının zamana bağımlı olarak düzenli bir değişimi vardır ancak güneş fırtınaları olduğu zaman bu olağan değişimin üzerinde olağan dışı büyük sapmalar olabilmektedir. Örneğin, 27 Ekim 2003 uzay havası olayları sırasında KRDAE’nin manyetik alan kayıtlarını incelediğimizde 29 Ekim 2003’te bu büyük fırtınanın neden olduğu olağan dışı değişimleri açık bir biçimde izledik.”</p>
<p>UZAY HAVASI İZLEME MERKEZİ<br />
ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Tulunay, uzay havasının Türkiye üzerine etkilerinin araştırılması için Türkiye’nin de öteki gelişmiş ülkeler gibi Uzay Havası İzleme Merkezi kurması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Dünyada bu çalışmaların 1940’lı yıllarda ilk olarak ABD’de başladığını anlatan Tulunay, gözlenen verilerin uluslararası veri bankalarında paylaşıldığını ve saklandığını anlattı. Türkiye’de de böyle çalışmalar yapılabilmesi için bir grup Türk bilim adamı ile Uzay Havası Ulusal Eylem Grubu’nu (UHUEG) Aralık 2007’de kurduklarını anlatan Tulunay, amaçlarının hükümetin ilgisini konuya çekerek söz konusu merkez için bir fon oluşturmak olduğunu belirtti. Tulunay, Türkiye’nin bu konuda elini çabuk tutması gerektiğine işaret ederek, “Bu etkiler, yalnızca yere yakın uzayla sınırlı kalmayıp örneğin, elektronik sistemleri, elektriksel güç üretim ve iletim sistemlerini, gaz ve sıvı iletim boru sistemlerini, raylı ulaşım sinyalizasyon sistemlerini, veri ve bilgi iletişim ağlarını, biyoloji sistemleri de içine alan geniş bir uygulama alanını kapsamaktadır” dedi.</p>
<p><a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/434526.asp" target="_blank">NTV</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/allahinayetleri.wordpress.com/205/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/allahinayetleri.wordpress.com/205/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/allahinayetleri.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/allahinayetleri.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/allahinayetleri.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/allahinayetleri.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/allahinayetleri.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/allahinayetleri.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/allahinayetleri.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/allahinayetleri.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/allahinayetleri.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/allahinayetleri.wordpress.com/205/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=allahinayetleri.wordpress.com&blog=3607966&post=205&subd=allahinayetleri&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/08/uzay-havasi-hayatimizi-etkiliyor/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/aliaksoy-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/edge.gif?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Destek ve hareket sistemi</title>
		<link>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/05/destek-ve-hareket-sistemi/</link>
		<comments>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/05/destek-ve-hareket-sistemi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2008 22:48:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Hayvanlar]]></category>

		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Tekamül]]></category>

		<category><![CDATA[Yetenek]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[Kas]]></category>

		<category><![CDATA[İskelet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://allahinayetleri.wordpress.com/?p=131</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlarda;
Hayvanlarda olduğu gibi, insanda da vücuda biçim veren, iç organları koruyan, vücudun dik durmasını ve aktif hareket etmesini sağlayan sistem vardır. Bu sisteme destek ve hareket sistemi denir. İskelet ve kaslardan oluştuğu için iskelet ve kas sistemi de denir. Canlıların hareketini sinir sistemi ve endokrin sistem düzenler ve denetler.
Hareketler kas, kemik, ve eklemin birlikte çalışmasıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img class="alignleft" style="float:left;margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/kas_sistemi.jpg?w=154&h=300" alt="" width="154" height="300" />İnsanlarda;</p>
<p>Hayvanlarda olduğu gibi, insanda da vücuda biçim veren, iç organları koruyan, vücudun dik durmasını ve aktif hareket etmesini sağlayan sistem vardır. Bu sisteme destek ve hareket sistemi denir. İskelet ve kaslardan oluştuğu için iskelet ve kas sistemi de denir. Canlıların hareketini sinir sistemi ve endokrin sistem düzenler ve denetler.<br />
Hareketler kas, kemik, ve eklemin birlikte çalışmasıyla gerçekleşir. İnsanda, destek ve hareket sistemi elemanı olan kemik doku, iskelet adını alır.</p>
<p>A.İNSANDA İSKELET<br />
İnsanda iskelet sistemi, vücudun çatısını oluşturur. İskelet sistemi hareketi sağlamanın dışında iç or¬ganları koruma, kas ve iç organlara bağlanma yüzeyi oluşturma görevi de yapar. İskeleti oluşturan kemikler kalsiyum deposu olarak iş görür. Aynı zamanda kemiklerde kan hücreleri de meydana gelir.<br />
İskelet, anne karnında sekizinci haftaya kadar kıkırdaktır, daha sonra kemikleşme başlar. Doğum¬dan sonra kemik gelişimim kalıtsal, bünyesel ve çevresel faktörler etkiler.<br />
Kemik Yapısı ve Çeşitleri<br />
İnsan iskeletin! oluşturan kemikler, şekillerine göre dört grupta incelenir;</p>
<p>1.Uzun Kemikler: Kol ve bacaklarda bulunur. İki ucu şişkin silindirik kemiklerdir. Kemiğin boyuna uzamasını baş kısmı ile gövdesi arasında bulunan kıkırdak doku sağlar. Bir süre sonra kemikleşir. Bundan sonra kemiğin uzaması eklem kıkırdağı tarafından devam ettirilir. En dışta enine büyümeyi ve onarılmayı sağlayan kemik zarı (periost) vardır. Baş kısmında dışta ince tabaka halinde sıkı kemik dokusu ortada süngerimsi kemik doku bulunur. Gövde kısmı tamamen sıkı kemik dokudan yapılmıştır. Ortadaki boşluğu sarı kemik iliği doldurur. Süngerimsi kemik dokuda ise kırmızı kemik iliği bulunur.<span id="more-131"></span></p>
<p>2.Kısa Kemikler: Hemen hemen boy ve genişliği birbirine eşit olan kemiklerdir. Kısa kemikler dıştan kemik zarı ile sarılmıştır. Kemik zarının altında sert kemik, ortada ise süngerimsi kemik bulunur. Süngerimsi yapıda kırmızı kemik iliğine rastlanır. Kısa kemiklerde kemik kanalı bulunmaz. El ve ayak parmakları kısa kemiklerdir<br />
3.Yassı Kemikler: Kalınlığı eni ve boyundan az olan kemiklerdir. Göğüs, kafatası, kürek ve kaburga kemikleridir. Kemik zarı altında sıkı kemik dokusu ve bunun ortasında süngerimi kemik doku yer alır. Kırmızı kemik iliği ile doludur. Sarı kemik iliğinin yer aldığı bir kanal yoktur.<br />
4.Düzensiz şekilli kemikler: Değişik şekillerde olan ve genellikle diğer bir kaç kemikle bağlantı kuran ke¬miklerdir. Örneğin, omurlar, bazı yüz kemikleri gibi.İnsan iskeleti yaklaşık 207 kemikten oluşmuştur. İskeleti oluşturan kemik sayışı 207 olarak belirtilmesine rağmen, bazı kaynaklarda bu sayıya kulak (6) ve dil (1) kemikleri de eklenerek sayı artırılmıştır. Bazı kaynaklarda ise kuyruk sokumu ve sağrı omurları birleşmiş olarak kabul edildiğinden, kemik sayışı daha az gösterilmiştir, iskelet baş, gövde ve üyeler iskeleti olarak üç bölümde incelenebilir .<br />
e.Oval Kemikler: Örnek dizkapağı kemiği.</p>
<p>İNSANDA İSKELET YAPISI<br />
İnsanda iç iskelet kemikten yapılmıştır. İskelet oluşturan kemikle yapısal olarak üç kısımda incelenir.<br />
İNSAN İSKELETİNİN KISIMLARI:<br />
207 kemikten oluşan insan iskeleti baş, gövde, üyeler olmak üzere üç kısımda incelenir</p>
<p>1.Baş İskeleti: Beyin, beyincik ve sinir merkezlerini içinde bulundurur. Kafatası ve yüz iskeleti olarak iki kısımda incelenir.<br />
a)Kafatası İskeleti: Alın(1), yan kafa (2), art kafa(1), şakak(2), temel(1) ve kalbur(1) kemiklerinden oluşur. Oynamaz eklemlerle birbirlerine bağlanırlar. Beyin ve beyinciği tamamen kapatarak korurlar. Yalnız omurilik ve sinirlerin giriş çıkışlarını sağlayan delikler vardır.<br />
b)Yüz İskeleti: Tırnakçık(2), elmacık(2), burun(2), sapan(1), boynuzcuk(2), üst çene(2), damak(2), alt çene(1) kemiklerinden oluşur. Oynamaz eklemlerle birbirine bağlanmıştır. Sadece alt çene kemiği yarı oynar eklemlerle şakak kemiğine bağlıdır.</p>
<p>2.Gövde İskeleti: Sinir sistemi ve iç organları korur. Vücudu dik tutar. Gövdeyi oluşturan kemikler, omurga, kaburga, göğüs, omuz ve kalça kemiklerinden oluşmuştur. Omurga, boyundan kuyruk sokumuna kadar uzanan 33 omurun üst üste gelmesi ile oluşmuştur. Her omurda iki yan çıkıntı, bir dikensi çıkıntı, omur cismi, omur deliği, omur yayları ve eklem çıkıntıları vardır. Üst üste gelen omurlar kıkırdak disklerle birbirine bağlanarak omurgayı oluştururlar. Omurlar üst üste geldiğinde omur delikleri birleşerek omurga kanalını oluştururlar. Omurga kanalını omurilik doldurur. Omurga ortalama 75 cm uzunluğunda, dirençli ve bükülgen, uzun, ‘S’ şeklinde bir kemik dizisidir. Omurga bütünüyle ekle alındığında dört eğrilik göze çarpar: Öne doğru dışbükey boyun eğriliği; öne doğru içbükey sırt eğriliği(kifoz); öne doğru dışbükey bel eğriliği (lordoz); öne doğru içbükey sağrı eğriliği. Omurga beş bölgeye ayrılır.<br />
1.Boyun (7)<br />
2.Sırt (12)<br />
3.Bel (5)<br />
4.Sağrı (5)<br />
5.Kuyruk sokumu (4)</p>
<p>Boyun bölgesinin birinci kemiğine atlas kemiği, ikinci kemiğine ise eksen kemiği denir.İç içe geçmişlerdir. Boyunun sağa sola dönmesini sağlarlar. Sırt bölgesi 12 omurdan oluşur. Kaburgalar bir uçları ile sırt omuruna bağlanırlar. Bel bölgesi 5 omurdan oluşur. Vücudun hiçbir kısmıyla bağlantılı olmadığı için kolaylıkla hareket edebilir.</p>
<p>Sağrı bölgesi 5 omurdan oluşur. İnsanın dik durması ve yürümesinde etkili olan bölgedir.Kuyruk sokumu 4 omurdan oluşmuştur. Bu omurlar birleşerek tek omur halini almıştır.<br />
Göğüs kemiği vücudun göğüs bölgesinde yer alan üst kısmı geniş, alta doğru sivrilen yassı bir kemiktir. Vücudun göğüs kısmında yer alan 15-20 cm boyundaki bu kemiğe göğüs kemiği denir. Sap, gövde ve hançerimsi çıkıntı olmak üzere üç kısımdan oluşmuştur.<br />
Üzerinde enine ibikler ve kas-bağ bağlantı yerleri bulunur.</p>
<p>On iki çift olan kaburgaların ilk yedi çifti göğüs kemiğine, sekiz, dokuz ve onuncu çiftler ise yedinci kaburgaya bağlıdır. Son iki kaburganın uçları serbesttir. Yüzücü kaburgalar denir. Omuz kemerleri önde köprücük (2), arkada kürek (2) kemiğinden oluşur. Kalça kemeri kalça, oturga ve çatı kemiklerinden oluşur. Kalça kemikleri birbirleriyle ve sağrı bölgesi kemikleriyle birleşerek leğen denilen yapıyı oluşturur. Leğen gövdeye bağlanarak karın bölgesindeki iç organlara alttan desteklik sağlar.</p>
<p>3.Üye İskeleti:<br />
Omuz kemeri ve kalça kemeri ile gövdeye bağlanır. Omuz kemeri, önde köp¬rücük, arkada kürek kemiğinden oluşur. Bir ucuyla göğüs kemiğine, bir ucuyla kürek kemiğine bağlanır. Kal¬ça kemeri, kalça, oturga ve çatı kemiğinden oluşur. Bu kemikler önden birbirleriyle, arkadan sağrı omurlarıyla kaynaşarak leğen kemiğini oluşturur. Bu yapı gövdeye bağlanarak karın boşluğundaki organlara alttan desteklik verir ve korur.<br />
Kollar, bir pazu kemiği, bir ön kol, bir dirsek, sekiz el bilek, beş el tarak, on dört el parmak olmak üzere her biri otuz kemikten oluşur. Ön kol kemiği, dirsek kemiği tarafına dönme yeteneğindedir. Böylece elin ve dışa dönüşü sağlanır.<br />
Bacak kemikleri, bir uyluk, bir diz kapağı, bir baldır, bir kaval, yedi ayak bilek, beş ayak tarak ve on dört ayak parmak kemiği olmak üzere otuz kemikten oluşur. Uyluk kemiği vücudun en uzun ve en sağlam kemiğidir. Üstte, yuvarlak ucuyla kalçadaki eklem çukuruna girer. Bacağın alt kısmında önde bulunan kemi¬ğe kaval, arkada bulunan kemiğe baldır kemiği denir. Kaval kemiği üstten, uyluk kemiğinin alt ucuyla diz eklemini oluşturur.<br />
Diz kapağı kemiği, diz eklemini korur. Ayak iskeletinde bilek kemiklerinin ikisi kaynaşarak topuk kemiğini oluşturur. İnsanlar topuk ve parmaklarıyla yere basarlar.</p>
<p>a)Kol Kemikleri: Pazı(1), ön kol(1), dirsek(1), bilek(8), tarak(5), parmak(14)<br />
b)Bacak Kemikleri: Uyluk(1), dizkapağı(1), kaval(1), baldır(1), bilek(7), tarak(5), parmak(14)</p>
<p>2.Eklem Yapısı ve Çeşitleri<br />
Kemikler, yan yana ve uç uca geldiklerinde görevlerine ve hareket durumlarına göre aralarında bağ¬lantılar yaparlar. Bu bağlantılara eklem denir. Eklemler hareket derecesine göre üç bölümde incelenir:<br />
Oynamaz Eklemler: Kafatası gibi iskeletin hareket etmeyen kısımlarındaki kemiklerde görülür. Kemikler, çok sıkı şekilde birbirine testere dişi gibi girinti ve çıkıntılarla bağlıdır (Şekil 3.14).<br />
Az Oynar Eklemler: Hareketleri sınırlı olan eklemlerdir. Omurların eklemleri bu tiptir. Omurlar birbiri üzerine doğrudan doğruya binmezler, aralarında fibröz kıkırdaktan yapılmış yastıklar (diskler) vardır. Aynı zamanda omurlar birbirleriyle ligamentler (kirişler) aracılığıyla bağlanmıştır. Kaburgaların göğüs kemiği ile yaptığı eklem de az oynar ekleme örnektir. Omurlarda disklerin kaymasıyla bel fıtığı denen omurga rahatsız¬lıkları oluşur.</p>
<p>Oynar Eklemler: Çoğunlukla vücudun hareket görevini üzerine almış kemikler arasında görülen tam hareketli eklemlerdir. Bu eklemlerde, iki kemikten birinin çıkıntısı ile diğerinin girintisi birbirine uyacak şekil¬dedir (Şekil 3.15). İki kemiğin arasında sinoviyal boşluk olduğundan kemiklerin serbest hareket etmesi sağ¬lanır.. Eklem kıkırdakları kemiklerin uçunu örterek hem onlara uçlarda düzgünlük verir; hem de kısmen es¬neklik kazandırır.</p>
<p>Sinoviyal boşluğu içten saran sinoviyal zar vardır. “Sinoviyal zar”, kan ve lenf damarların-dan sinoviyal sıvıyı (eklem sıvısı) süzmeye yarar. Bu sıvı eklemlerin kaygan olmasını sağlar. İleri yaşlarda eklem katılaşmaları bu süzme görevinin bozukluğundan olur. Eklemleri oluşturan kemikler birbirlerine ligamentler ve kısmen kaslarla bağlanır. Eklemlerin üzerinde eklemi koruyan eklem kapsülü bulunur.</p>
<p>İSKELET HASTALIK VE RAHATSIZLIKLARI<br />
İskeletle ilgili hastalıklar kemikleri(kırıklar, iltihaplar, kanserler vb.) ve eklemleri etkiler (çıkıklar, artrozlar vb.) etkiler.<br />
Kırıklar: Doğrudan doğruya kemik üzerine veya çevre dokulara etki eden darbeler ve çarpmalar sonucunda kemik dokusu bütünlüğünün bozulmasına kırık adı verilir. Dokuların zayıflamasına bağlı olarak kendiliğinden oluşan kırıklar da görülmekle birlikte, kırıkların büyük bir çoğunluğu travmalar nedeniyle meydana gelir. Darbenin şiddetine ve niteliğine göre kemiklerde çatlaklar ve iki veya çok parçalı kırıklar ortaya çıkabilir. Kemik parçaları yaradan dışarı çıkıyorsa açık kırıktan söz edilir. Klinik açıdan kırık tanısı radyografilerle konur ve değişik şiddette ağrılarla beraber işlev kaybının bulunmasıyla kendini gösterir.</p>
<p>Tedavinin temeli, zarar gören kemik parçalarının cerrahi yöntemlerle yerine yerleştirilmesinden sonra vücudun o bölümünün hareketsizleştirilmesine dayanır. Basit kırıkların tedavisi için dış ateller yeterli olur. Buna karşılık parçalı kırıkların tedavisinde cerrahi girişime baş vurulur ve vücutta yabancı cisim tepkimelerine yol açmayan metal çiviler, levhalar ve çubuklar kullanılır. Hareketsizleşme süreci içinde vücut kendi kendine yeni bir kemik dokusu üreterek kırık yerin kaynamasını sağlar. İlk dönemde kırık parçaları arasında kalan boşluk kan ve lenfle dolar; bu sırada bağ dokusu tomurcukları kan pıhtısının içine yerleşerek bir bağ dokusu nedbesi yaratır. Daha sonra kan damarları aracılığıyla komşu kemiklerdeki kalsiyum depolarından sağlanan kalsiyum, nedbenin mineralize olmasını sağlar. Damarca zengin kemik zarı bu dönemde önemli bir rol oynamaktadır. Kemik dokusunun eski halini kazanabilmesi daha uzun bir sürede gerçekleşebilir.<br />
Kemik İltihapları: Kemik dokusunu etkileyen iltihabi hastalıklar mikrobik, paraziter(asalaklara bağlı) veya kimyasal kaynaklı olabilir. Genellikle alçı uygulanması ve antibiyotiklerin kullanılması hastalığın tedavisi için yeterli olur.</p>
<p>Büyüme ve Kireçleşme Bozuklukları: En önemli büyüme bozukluğu olan cücelik boyun yetersiz uzaması demektir. Cücelik hormon bozukluğuna bağlı olabileceği gibi metabolizma bozukluklarına da bağlı olabilir. Nadir görülen bir kalıtımsal hastalık olan akondroplazide ise kemik büyümesini sağlayan büyüme kıkırdakları çok erken yaşta kapanır.<br />
Aşırı boy uzaması ve irileşme ile kendini gösteren jigantizm hastalığı bazı durumlarda hipofizin aşırı çalışması ve büyüme hormonunun fazla miktarı üretilmesi nedeniyle oluşur. Bu hastalığa yakalanan kişilerde iri cüsseye rağmen, kas gücü normalin altındadır ve hassas bir yapı bulunur.<br />
Kemiklerde ilerleyici kireçsizleşmeye yol açan ve kemik erimesi olarak da bilinen osteoporoz özellikle menopoz dönemindeki kadınlarda ortaya çıkar. Hastalığın nedeni hormon düzeninin bozulmasıdır.<br />
Ur Hastalıkları: Vücudun bütün diğer organları gibi kemiklerde de habis urlar ortaya çıkabilir. Ur kemik dokusundan kaynaklanabileceği gibi başka bir organdan kaynaklanan bir metastaza da bağlı olabilir. Kemik dokusundan çıkan osteosarkom daha çok çocuklarda ve gençlerde bacak kemiklerinde görülür.</p>
<p>Daha sık rastlanan ikincil kanserler sıklıkla ileri yaşlarda ortaya çıkar; bunlarda şiddetli ağrılar ve kemik dokusunun ileri derecede hassas hale gelmesi gibi belirtiler bulunur.<br />
Eklem Hastalıkları: Travmalardan ileri gelen eklem hastalıklarına örnek olarak burkulmalar ve çıkıklar sayılabilir. Ayrıca yeni doğanda doğuştan kalça çıkığı adı verilen bir durum görülebilir. Romatolojik hastalıklar sınıfında yer alan diğer iki önemli eklem hastalığıda artroz(eklem kıkırdağının tahrip olması) ve artrittir.(eklem boşluğunu kaplayan dokunun iltihabı)</p>
<p>KAS SİSTEMİ<br />
Kaslar kasılabilen, dolayısıyla da hareketleri sağlama özelliği olan yapılardır. Vücuda desteklik eder, hareketi sağlar, vücut ısısını meydana getirir. Ayrıca iç organları bağlar ve onları askıda tutar. Çeşitli organizmalarda farklı kas tipleri vardır. Protistlerde çizgisiz kas telcikleri bulunur. Basit özellikte olmasına rağmen bir tek hücreli olan paramesyum da kontraktif kofullar kas işlevi görür. Omurgasızlarda ise çoğunlukla düz kaslardan oluşur. Yavaş ve ritmik kasılırlar. Solucanlarda, yumuşakçalarda düz kaslar bulunur. Eklembacaklılarda uçma ve sıçramayı sağlayan çizgili kaslar bulunur. Tüm omurgalılarda iskeleti hareket ettiren çizgili kaslar, yemek borusunda, midede, bağırsaklar, kan damarlarının duvarlarında, üreme organları ve diğer organ duvarlarında ise düz kaslar bulunur. Kaslar düz kas, çizgili kas ve kalp kası olmak üzere üç çeşittir.</p>
<p>1.Düz Kaslar: Hücreleri mekik şeklindedir. Büyüklükleri bulundukları yere göre değişir. Çekirdekleri hücrenin orta kısmında bulunur. Tek çekirdeklidirler. Sitoplazmasına sarkoplazma, hücre zarına ise sarkolemma denir. Sitoplazmada görülen, boyuna iplikçiklere ise miyofibril denir.</p>
<p>Miyofibriller, aktin ve miyozin denilen kas Proteinlerinden oluşmaktadır. Kasılmayı bunlar sağlar.<br />
Düz kaslar istem dışı hareket eden kaslardır. Kasılmaları yavaş ve düzenlidir. Otonom sinir sistemi kontrolünde çalışırlar. Eklembacaklılar hariç tüm omurgasızlarla omurgalıların dolaşım, sindirim, solunum gibi sistemleri meydana getiren organların duvarlarında önemli ölçüde düz kaslar bulunur.</p>
<p>2.Çizgili Kaslar: İskelet sistemiyle bağlantılı olan kaslardır. Beyin kontrolünde isteğe bağlı olarak çalışırlar. Kasılma hareketleri merkezi sinir sistemine ait motor sinirlerle kontrol edilir. Düz kaslara oranla daha hızlı kasılabilirler.<br />
Hücreleri uzun ve silindirik şeklinde olup hücre sınırları belirsiz olduğundan çok çekirdekli görülürler. Oval şekilli çekirdekler hücrenin kenar kısmında bulunurlar.<br />
Bir çizgili kasın yapısı tüm bir kastan yapı birimlerine doğru; kas demeti, kas teli, telcikler (miyofibril, aktin ve miyozin proteinleri) olarak sıralana bilinir. Sarkoplazma içinde miyofibriller arasında dağılmış zengin bir endoplazmik retikulum ağı (sarkoplazmik retikulum) vardır. Miyofibriller özel bir diziliş gösteririler.</p>
<p>Bu diziliş açık ve koyu bantlar meydana getir.<br />
Kas liflerinde açık renkli görülen I bandı, koyu renkli görülen A bandı olarak isimlendirilir. I bandını tam ortasında koyu renkli ince çizgi Z bandı olarak adlandırılır. A bandının ortasında görülen bölgeye ise H bandı adı verilir. Kas dokusunda ard arda gelen iki Z bandı arasındaki bölgeye sakromer denir ve kasılma birimi olarak kabul edilir. Miyofibriller çok daha ince ipliklerin düzenlenmesiyle meydana gelmişlerdir. Bunlardan kalın ve kısa olanlarına miyozin, ince ve uzun olanlarına ise aktin iplikleri denir. Bu ipliklerin temel yapıları proteindir. Miyozin iplikleri komşu I bandına geçmezler.</p>
<p>Aktin iplikleri ise I bantların meydana getiriler ve kısmen iki taraftan A bandının içine girerler. Böylece A bantlarının ucunda miyozin ve aktin iplikleri bulunurken orta kısımlarında sadece miyozin iplikleri yer alır. Sadece miyozin ipliklerinden oluşan bu kısım H bandını meydana getirir. Aktin iplikleri I bandının ortasında birleştikleri yere de Z çizgisi denir. Kasa çizgili görünüm bu şekilde kazandırılmıştır.<br />
I bandı yalnız aktin ipliklerinden, H bandı yalnız miyozin ipliklerinden, A bandı ise hem aktin hem de miyozin ipliklerinden oluşur.</p>
<p>Kas Proteinlerinin Sıralanışı: Kas telleri aktin ve miyozin proteinlerinden başka hemoglobine benzeyen miyoglobin proteinini içerirler. Miyoglobinin görevi kaslarda O2 azaldığı zaman kandan O2 almak ve oksidasyonu sağlamaktır. Miyofibrilin O2’e bağlanma kapasitesi hemoglobinden fazladır. Çizgili kasların kemiklere bağlandığı yerler sıkı bağ dokudan yapılmıştır. Bunlara kas kirişleri veya tendonlar denir. İskelet kasları bir taraftan hareketli bir kemiğe bağlanırken diğer taraftan mutlaka hareketli bir ekleme bağlanmışlardır. Kemiğe bağlandığı nokta başlangıç noktası, ekleme bağlandığı nokta sonlanış noktasıdır. Bu iki tutunma arasında kalan kısım karın kısmıdır. İskelet kasları çoğunlukla çiftler halinde çalışırlar.<br />
3.Kalp Kası: Çizgili kas olmasına rağmen irademiz dışında kasılma faaliyeti gösteriri (Otonom sinir sistemine bağlıdır). Bu kas enine bantlaşma gösterir. Kas telleri kısa boylu olup tek çekirdeklidir. Birbirine bağlandıkları yerde ara diskler bulunur. Sürekli çalıştıkları için oksijen gereksinimleri çok fazladır.</p>
<p>KAYAN İPLİKLER HİPOTEZİ<br />
Bu hipoteze göre kasılma aktin ve miyozin ipliklerinin hareketine bağlı olup ince aktin iplikçiklerinin kalın miyozin iplikçiklerinin üzerinden kaymasıyla gerçekleşir. Miyozin iplikçikleri hareket etmez, aktin iplikçiklerinin boyları kısalmaz ama iki elin parmakları gibi iç içe geçerek kayarlar. Kasılma sırasında A bandını boyu değişmezken I bandı kısalır, H aralığı yok olur. İki Z çizgisi birbirine yaklaşır. Böylece kas kasılması gerçekleşir..<br />
Gevşeme anında ise tam tersi gerçekleşir. Kas eski özelliğine kavuşur. Bu mekanik olayda bazı kimyasal Maddeler görev aldığı gibi çok miktarda da enerji harcanır. Kaslar enerjinin yoğun üretildiği ve harcandığı yerlerdir. Bu yüzden kas hücrelerinde ve özellikle kalp kasında mitakondrilerin sayısı oldukça fazladır.</p>
<p>Antagonize Hareket: İskelet kasları genelde çiftler halinde çalıştığından her grup birbirinin tersine hareket eder. Biri kasılırken diğerinin gevşeyip uzaması şeklinde gerçekleşen bu harekete antagonist hareket denir. Kalpte kulakçık ve karıncıkların kasılıp gevşemesi ile kol ve bacakların bükülmesi buna örnektir. Bu tür kaslara antagonist kaslar denir. Eklem dik ve hareketsiz kalırsa her iki grup kas da aynı anda kasılıp gevşer. Bu tür kaslara ise sinerjist kaslar denir.</p>
<p>KAS SARSISI<br />
Bir kasa kısa süreli bir uyarının etki ettiğinde kas önce kasılır, sonra gevşer ve eski halini alır, bu olaya kas sarsısı (kasıl sarsılma) denir. Kas sarsısını ölçen alete miyograf denir. Bu aracın çizdiği grafiğe de miyogram denir.<br />
Bir kas sarsısı üç evrede tamamlanır.<br />
I.Gizli Faz: Uyarmanın alınması ile kasın kasılmaya başlaması sırasında geçen faz.<br />
II.Kasılma Fazı: Kasın giderek kalınlaşıp kısaldığı faz.<br />
III.Gevşeme Fazı:Kasın kasıl durumundan ilk halini alıncaya kadarki faz. Dinlenme fazına geçmeden kasa üst üste verilen uyartılar, kasın normalden fazla kasılmasına neden olur. Bu olay birikim denir. Birikimde tek tek kas sarsılarının birbirine katılmasıyla uyum içinde kuvvetli kas hareketleri olur.<br />
Fizyolojik Tetanoz ve Tonus: Çizgili kasların uyarılarak kasılmasını beyin ve omurilikten gelen sinir impulsları sağlar. Kas hücrelerinin hepsi bir veya birkaç noktadan sinir hücreleriyle temas halindedir. Bir kas, kısa aralıklarla sıkı sık sinir impulsları ile uyarılırsa sürekli bir kasılma hali gösterir. Buna fizyolojik tetanoz adı verilir.</p>
<p>Fizyolojik tetanos halindeki kas gevşemez. Normal bir kas dinlenme halinde bile hafif kasılı durumdadır. Buna tonus denir. Felç ve baygınlık dışında kaslar tonus halindedir. Felç gibi nedenlerle hareket yeteneğimizin kaybolması kasların bozulmasından değil, kaslara uyartı taşıyan sinirlerin zedelenmesinden dolayıdır. Tonus uyartılara daha çabuk cevap vermemizi sağlar.</p>
<p>———————-</p>
<p>Bitkide Destek ve Hareket</p>
<p>Bitkilerde Destek ve Hareket</p>
<p>Selüloz çeper bitkiye şekil kazandırma ve desteklik görevi yapar.Ayrıca turgor basıncıda desteklikte etkilidir.Susuz kalan bir bitkinin,turgor basıncı düşünce, yaprakları buruşur,çiçekleri solar,ancak su verilince tekrar eski haline döner.Bitkilerde desteklik görevi yapan pek ve sert dokular bulunur.Hücre çeperi pektin ve selülozla kalınlaşarak pek dokuyu(kollekima),lignin birikerek sert dokuyu oluşturur.Yine bitkilerde iletim demetleride destekliğe yardımcı olurlar.</p>
<p>Bitkide Hareket:</p>
<p>Bitkiler bir uyarı olduğu zaman durum değiştirme hareketi yaparlar.Bu hareketlere irkilme hareketleri denir.Bitkilerde irkilme uyarılma yönüne bağlı olursa tropizma(=yönelme),uyaranın yönüne bağlı olmazsa nasti(=ırganım)hareketleri adını alır.</p>
<p>Tropizma Hareketleri</p>
<p>a-Fototropizma:Bitkinin yaprak veya gövdesinin ışığa yönelmesi (+)fototropizma,kökün ışıktan kaçması(+)fototrpizmadır.</p>
<p>b-Jeotropizma:Kökün yerçekimi doğrultusunda büyümesi (+)jeotropizma,gövdenin yerçekimine zıt büryümesi (-)jeotropizmadır</p>
<p>c-Higrotropizma:Bitki kökünün nemli topraktaki suya yönelmesi (+)higrotropizmadır.</p>
<p>d-Kemotropizma:Bitki kökünün gübreye yönelmesi (+) kemotropizmadır,asitten kaçması ise (-)kemotropizmadır.</p>
<p>e-Termotropizma:Isıya yönelim olayı termotropizmadır.</p>
<p>f-Traumatropizma:Yaraya yönelim olayıdır.</p>
<p>g-Haptotropizma:Engele yönelim hareketidir.Sarmaşıkların dokunduğu yere sarılması(+)haptotropizma,köklerin engellerden kaçması(-)haptotropizmadır.</p>
<p>Nasti Hareketleri<br />
a-Termonasti:Ortam sıcaklığına bağlı ırganım hareketleridir.Lale bitkisinde hava sıcaklığının düşük olduğu günün ilk saatlerinde kapalı,öğlen saatlerinde açık olması</p>
<p>b-Sismonasti:Küstüm otunun sarsıntıyla yapraklarını bir yönde kapatması</p>
<p>c-Tigmonasti:Böcekcçil bitkilerin böcek yakalamak için yapraklarını kapatması</p>
<p>d-Fotonasti:Sarmaşık bitkilerinde ışık varlığında çiçeklerin açılması,ışık yokken çiçeklerin kapanması</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org/destek-ve-hareket-sistemi/" target="_blank">Buzlu.org</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/allahinayetleri.wordpress.com/131/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/allahinayetleri.wordpress.com/131/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/allahinayetleri.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/allahinayetleri.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/allahinayetleri.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/allahinayetleri.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/allahinayetleri.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/allahinayetleri.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/allahinayetleri.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/allahinayetleri.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/allahinayetleri.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/allahinayetleri.wordpress.com/131/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=allahinayetleri.wordpress.com&blog=3607966&post=131&subd=allahinayetleri&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/05/destek-ve-hareket-sistemi/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/aliaksoy-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/kas_sistemi.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Canlilarda Hücre Bölünmeleri</title>
		<link>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/04/canlilarda-hucre-bolunmeleri/</link>
		<comments>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/04/canlilarda-hucre-bolunmeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Jun 2008 20:16:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Yetenek]]></category>

		<category><![CDATA[Hücre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://allahinayetleri.wordpress.com/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[
 Hücrelerin benzerlerini oluşturmasıdır.İki sebepten dolayı olur.
a) Yüzey-hacim ilişkisinin bozulması
Hücreyi küre şeklinde düşünerek bu ilişkiyi açıklamaya çalışalım.
Eğer hücremiz r yarıçaplı olsaydı Alanı=Yüzeyi=4r2 Hacmi=(4/3)r3 olurdu.
Eğer hücremiz 2r yarıçaplı olsaydı Alanı=Yüzeyi=4(2r)2 Hacmi=(4/3)(2r)3 olurdu.Yani yüzey ilk durumun 4 katına çıkarken hacmi 8 katına çıkmaktadır. Daha açık söyleyecek olursak ilk durumda yüzey-hacim ilişkisi oranına 1-1 oran dersek ikinci durumda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><div class="post_content">
<p><a href="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/monera_giris.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-167" style="float:left;margin-left:6px;margin-right:6px;" src="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/monera_giris.jpg?w=198&h=225" alt="" width="198" height="225" /></a> Hücrelerin benzerlerini oluşturmasıdır.İki sebepten dolayı olur.<br />
a) Yüzey-hacim ilişkisinin bozulması<br />
Hücreyi küre şeklinde düşünerek bu ilişkiyi açıklamaya çalışalım.</p>
<p>Eğer hücremiz r yarıçaplı olsaydı Alanı=Yüzeyi=4r2 Hacmi=(4/3)r3 olurdu.</p>
<p>Eğer hücremiz 2r yarıçaplı olsaydı Alanı=Yüzeyi=4(2r)2 Hacmi=(4/3)(2r)3 olurdu.Yani yüzey ilk durumun 4 katına çıkarken hacmi 8 katına çıkmaktadır. Daha açık söyleyecek olursak ilk durumda yüzey-hacim ilişkisi oranına 1-1 oran dersek ikinci durumda bu oran 1-2 olur.Yani yüzey-hacim ilişkisi bozulmuştur.</p>
<p>b) DNA’nın eşlenmesi</p>
<p>• Bütün hücreler bölünemez.(Sinir hücresi, sabit dokular, vb…)<br />
• Canlılarda 2 çeşit hücre bölünmesi vardır.</p>
<p>1) MİTOZ BÖLÜNME<br />
• Eşeyli ve eşeysiz üreyen bütün çok hücreli canlılarda büyüme ve gelişmeyi sağlayan temel olay mitoz bölünmedir.Tek hücrelilerde ise hücre bölünmesi her defasında üremeyi sağlamış olur.<span id="more-166"></span><br />
• Eşeysiz üremelerde, yenilemelerde görülür.<br />
• Kromozom sayısı değişmez.(2n  2n)<br />
• Kromozom yapısı değişmez.(=Çeşitlilik oluşturmaz)<br />
• 5 safhadır.İPMAT</p>
<p>1) İnterfaz :<br />
• Dinlenme ve hazırlık evresidir.<br />
• En uzun evredir.<br />
• Sonunda DNA eşlenir.</p>
<p>2) Profaz :<br />
• Çekirdek zarı, çekirdekçik ve organeller parçalanır.<br />
• Hayvan hücrelerinde sentrozomlar eşlenerek karşılıklı kutuplara gider.<br />
• İğ iplikleri oluşur.(Bitkilerde bu işi golgi yapar.)</p>
<p>3) Metafaz :<br />
• Kromozomlar ortada tek sıra halinde dizilirler.</p>
<p>4) Anafaz :<br />
• Kardeş kromatidler birbirlerinden ayrılır ve karşılıklı kutuplara gider.</p>
<p>5) Telofaz :<br />
• Çekirdek bölünmesini(karyokinezi), sitoplazma bölünmesi(sitokinez) izler.<br />
• Çekirdek zarı, çekirdekçik ve organeller yeniden oluşur.</p>
<p>NOT : Bitki sitokinezi orta lamelle, hayvan sitokinezi boğumlanarak olur.</p>
<p>2) MAYOZ BÖLÜNME<br />
• Üreme ana hücrelerinde görülür.(Erkek  Testis , Dişi  Ovaryum)<br />
• Eşeyli üremelerde görülür.<br />
• Kromozom sayısı yarıya iner.(2n  n)<br />
• Kromozom yapısı değişir.(=Canlılarda çeşitliliği sağlar.Krossing-0ver sayesinde)<br />
• Bölünme sonucunda 4 hücre oluşur ki bunlara gamet denir.<br />
• 2 safhada gerçekleşir.a) Mayoz-I b) Mayoz-II</p>
<p>a) Mayoz – I (İPMAT)<br />
1. İnterfaz :<br />
• Dinlenme ve hazırlık evresidir.<br />
• En uzun evredir.<br />
• Sonunda DNA eşlenir.</p>
<p>2. Profaz :<br />
• Çekirdek zarı, çekirdekçik ve organeller parçalanır.<br />
• Hayvan hücrelerinde sentrozomlar eşlenerek karşılıklı kutuplara gider.<br />
• İğ iplikleri oluşur.(Bitkilerde bu işi golgi yapar.)<br />
• Homolog kromozomlar birbirlerine sarılırlar.(sinapsis)<br />
• Oluşan 4 kromatidli yapıya tetrat denir.<br />
• Homolog kromozomların kardeş olmayan kromatidleri parça değiştirir.</p>
<p>3. Metafaz :<br />
• Kromozomlar ortada çift sıra halinde dizilirler.</p>
<p>4. Anafaz :<br />
• Homolog kromozomlar ayrılarak karşılıklı kutuplara gider.</p>
<p>5. Telofaz :<br />
• Çekirdek bölünmesini(karyokinezi), sitoplazma bölünmesi(sitokinez) izler.<br />
• Bitki sitokinezi orta lamelle, hayvan sitokinezi boğumlanarak olur.<br />
• Çekirdek zarı, çekirdekçik ve organeller yeniden oluşur.</p>
<p>b) Mayoz – II (PMAT)<br />
• Aynı mitoz gibidir.<br />
• DNA eşlenmesi olmaz.<br />
• Sadece sentrozom eşlenmesi olur.<br />
• 4 safhadır.</p>
<p>Mitoz bölünme Mayoz bölünme<br />
1) Her çeşit hücre (n,2n,3n) mitoz geçirebilir. 1) Sadece diploid(2n) hücrelerde görülür.<br />
2) Sonuçta kromozom sayısı ve yapısı aynı olan iki yeni hücre oluşur. 2) Sonuçta kromozom sayısı yarıya iner, kromozom yapısı değişir ve dört yeni hücre oluşur.<br />
3) Bölünmenin temel olayı kardeş kromatidlerin ayrılarak farklı hücrelere geçmesidir. 3) Bölünmenin temel olayı homolog kromozomların ayrılarak kutuplara gitmesidir<br />
4) Eşeysiz üreme,büyüme,gelişme ve rejenerasyon sağlanır. 4) Eşeyli üremenin gerçekleşmesini sağlar.<br />
5) Çeşitlilik oluşturur. 5) Çeşitlilik oluşturur.<br />
6) Tetrat, krossing-over, sinapsis görülmez. 6) Tetrat, Krossing–over ve sinapsis görülür.<br />
7) Oluşan hücreler tekrar mitoz geçirebilir. 7) Oluşan hücreler tekrar mayoz geçiremez.<br />
Hayat boyu devam eden bir olaydır. Hayat boyu olan devam etmeyen bir olaydır.<br />
9) Metafazda tek sıra dizilirler. 9) Metafaz-I de çift, metafaz II de tek sıra dizilirler.</p>
<p>Bilim Arşivi</p>
</div>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/allahinayetleri.wordpress.com/166/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/allahinayetleri.wordpress.com/166/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/allahinayetleri.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/allahinayetleri.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/allahinayetleri.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/allahinayetleri.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/allahinayetleri.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/allahinayetleri.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/allahinayetleri.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/allahinayetleri.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/allahinayetleri.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/allahinayetleri.wordpress.com/166/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=allahinayetleri.wordpress.com&blog=3607966&post=166&subd=allahinayetleri&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/04/canlilarda-hucre-bolunmeleri/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/aliaksoy-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/monera_giris.jpg?w=198" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Dünyanın en güçlü lazeri Güneş gibi</title>
		<link>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/03/dunyanin-en-guclu-lazeri-gunes-gibi/</link>
		<comments>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/03/dunyanin-en-guclu-lazeri-gunes-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 14:23:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Aksoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Fizik]]></category>

		<category><![CDATA[Yetenek]]></category>

		<category><![CDATA[Deney]]></category>

		<category><![CDATA[Güneş]]></category>

		<category><![CDATA[Isı]]></category>

		<category><![CDATA[Lazer]]></category>

		<category><![CDATA[Sıcaklık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://allahinayetleri.wordpress.com/?p=212</guid>
		<description><![CDATA[Bilim insanlarının geleceğin enerji kaynağı olarak gördükleri lazer füzyonunun laboratuvar denemelerinde, lazer ışının üzerine düştüğü materyalin sıcaklığını 10 milyon santigrat dereceye ulaştırdı. Bu, Güneş’in sıcaklığının yaklaşık 10 katına eşdeğer.
İngiltere’nin Oxfordshire kentindeki Rutherford Appleton Laboratuvarı’nda geliştirilen dünyanın en güçlü lazerinin deneylerinde, Dünya’da üretilen tüm elektrik enerjisinin 100 katına eşdeğer güçteki lazer ışını, üzerine düştüğü materyali Güneş’ten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/lazer-isini.jpg" align="left" height="300" hspace="6" width="300" />Bilim insanlarının geleceğin enerji kaynağı olarak gördükleri lazer füzyonunun laboratuvar denemelerinde, lazer ışının üzerine düştüğü materyalin sıcaklığını 10 milyon santigrat dereceye ulaştırdı. Bu, Güneş’in sıcaklığının yaklaşık 10 katına eşdeğer.</p>
<p>İngiltere’nin Oxfordshire kentindeki Rutherford Appleton Laboratuvarı’nda geliştirilen dünyanın en güçlü lazerinin deneylerinde, Dünya’da üretilen tüm elektrik enerjisinin 100 katına eşdeğer güçteki lazer ışını, üzerine düştüğü materyali Güneş’ten daha sıcak hale getirdi.</p>
<p>Araştırmalarını New Journal of Physics dergisinde yayınlayan bilim insanları, bir saniyede parçalanma için gerekli koşulları yaratabildiklerini belirterek, deneylerin gelecekte nükleer füzyon reaktörü yapmayı sağlayacak konseptin ipuçlarını verdiğini kaydettiler.</p>
<p>İngiliz araştırmacılar, deniz suyunda bulunan hidrojenin iki ağır biçimi “deuterium ve tritiyum”u yakıt olarak kullandıkları nükleer füzyonu Dünya’nın giderek artan enerji ihtiyacına çare olarak görüyorlar. <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/446968.asp" target="_blank">NTV</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/allahinayetleri.wordpress.com/212/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/allahinayetleri.wordpress.com/212/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/allahinayetleri.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/allahinayetleri.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/allahinayetleri.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/allahinayetleri.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/allahinayetleri.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/allahinayetleri.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/allahinayetleri.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/allahinayetleri.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/allahinayetleri.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/allahinayetleri.wordpress.com/212/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=allahinayetleri.wordpress.com&blog=3607966&post=212&subd=allahinayetleri&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://allahinayetleri.wordpress.com/2008/06/03/dunyanin-en-guclu-lazeri-gunes-gibi/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/aliaksoy-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Uyarici Yazilar</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.aliaksoy.net/wp-content/lazer-isini.jpg" medium="image" />
	</item>
	</channel>
</rss>